(Yeni Şafak, 8.8.2026)
Arapgir deyince, benim aklıma esasen rahmetli Fethi Gemuhluoğlu Ağabey gelir. Öyle ki, birkaç ay önce ta Arapgir’e kadar gittim, kendi ifadesiyle “Anadolu’nun bağrında, hür insanların yurdu olan” o “dağ kasabası”nın havasını soludum. Bana şimdi tekrar Arapgir’i hatırlatan şey ise Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın yayınladığı, Fethi Ağabey’in 1956-1959 arasında Arapgir Postası adlı yerel gazetede çıkmış dış politika yazılarını ihtiva eden şirin kitap oldu. Doğrusu Tunus’tan Keşmir’e, Gana’dan Kıbrıs’a, Cezayir’den Hindistan’a Fethi Ağabey’in İslâm coğrafyasına dair geniş ilgisini ve ufkunu gösteren bu makalelerini daha önce okumamıştım.
Makaleler, çeşitli İslâm ülkelerinin bağımsızlık ve sömürgecilikten kurtulma mücadelesi verdikleri bir zamana denk geldiğinden, o günlerin aktüel coşkusunu net bir şekilde satır aralarında okuyabiliyorsunuz. Mesela, Cezayir’de Fransızlara karşı bağımsızlık savaşının en ateşli zamanlarında yazılan şu cümlelere bakınız: “Geldiler, ezdiler, öğütüp sömürdüler ve ölülere kadar her şeyi soydular. Sonraları günlerden bir gün bıçak kemiğe dayandı ve için için bir alev, bir ışık gözleri aydınlattı, sihirli bir söz gönülleri. Cezayir’de bir ölüm dirim savaşı, bir cihad-ı ekber başlamıştır. Uçağa karşı taşı, mermiye karşı yumruğu hatırlayınız. Sömürücüler bu ölçüsüzlükten hiçbir zaman utanmayacaklardır.”
Kitapta beni şaşırtan esas nokta, Fethi Ağabey’in, o dönemin iletişim şartlarında dünyanın bu kadar farklı köşesinden nasıl haberdar olabildiğiydi. İnternet yok, düzenli haberleşme yok, yapılan yayınların bile bilmem kaç hafta hatta ay sonra başka yerlere ulaşabildiği bir zaman… Aynı şaşkınlığı Cahit Zarifoğlu Ağabey’in yazdıklarını okurken de yaşamıştım. Ama demek ki kalpleri ve zihinleri, dakik bir saat gibi, İslâm coğrafyasına kuruluydu. Bunca iletişim ve ilmî imkân içinde onların bilgisinden, coşkusundan, samimiyet ve hamiyetinden ne kadar nasiplenebildik? Bizim adımıza esas soru bu.
Bu vesileyle, Fethi Gemuhluoğlu Ağabey’e tekrar rahmetler diliyorum. Bu dünyada mülâkî olamadık, cennette sohbet nasip olsun…
Türkçe