Ayşe Koç, “Gölgenin Kıyısında”

Fethi Gemuhluoğlu Anısına Düzenlenen “Dostluk” Konulu Deneme Yarışmasında 1. Seçilen Eser:

Gölgenin Kıyısında

Kapalı kapıların eşiğinde kıyıya sinmiş, ömrünü hazlara hasretmiş ve betonlara hapsetmiş insan toplulukları adına soruyorum. Mutluluğa açıldığı söylenen kapıların gerçek olanı hangisidir? Ayrıca sahtelik nedir, gerçek nerededir? Hakikatine ulaşmak için kaç kapıyı aşındırmalıyız ve kaç sıvazlama satın almalıyız? Ben, çarkın dişlileri olmak için canı gönülle parmak kaldıran âdemoğlu olarak konuşuyorum. Mutluluk dostun yüreğinde, elinin ısısında, gözünün nurunda, omzunun yumuşaklığındadır. Evet, oldukça somut bir varlığın en soyut yanıdır ve evet, dost bazen acı söyler.  Kayın ağacının köşesinde, gövdesinin en sert ve çıkıntılı yerine yaslanırken sırtı acıyan, yine de huzur bulan kişinin tebessümünün dirhemi bu sözle vuku bulur. Tabii ki hiçbir şey bundan ibaret değildir. Yaratılmış her varlık damlasından gölgesine onu yansıtır. Örneğin yemeğin yavanlığına ve sofradaki yalnızlığa muhalefet eder. Yeri geldiğinde baharat yeri geldiğinde su olur. Bu sebepledir ki bağrımızı serinletir. Acı anılara soğuk bir ayran, tatlı hatıralara sıcak bir çay olur. Isısında erimek üzere olduğumuz bazı vakitlerde bir itfaiye eri gibi imdadımıza yetişir. Korkusuzca kalbimizin yangınına giriş yapar. Hiçbir ihtara aldırmaksızın bizi içimizin dumanından kurtaran odur. Aldığı darbelere rağmen gülümser. Acıtmamak adına acıya katlanan yüzyılın gizli kahramanlarından biridir. İşte içimizdeki çiçek devri ve ardından gelen huzur saltanatı böyle başlar. 

Hayır! İtiraz ediyorum. Dost sığınak değil evdir. Çatısı gökyüzü, tabanı toprak olan âlemin prototipidir. Orada günün yorgunluğunu atmayız, günleri birlikte yoğururuz ve yoğruluruz. Yağmurlu günlerde ısındığımız, güneşli günlerde serinlediğimiz yer de orasıdır. Allah’ın lütfettiği ülfetin vücut bulmuş halidir. Ezelde hatırlanmayan karşılaşmanın ebede kadar sürmesinin sözüyle yaşayan iki insandır. Sevgili dost, buradan sana sesleniyorum. Günler yürüyerek gider, aylar koşarak uzaklaşır ancak anlar geçmez biliyorum çünkü görüyorum. Sana her baktığımda kalbimin gözleri açılıyor, akıl pınarım duruluyor. Yavaş yavaş gönlümün köyünü inşa ediyorum. Bu köy diğerlerine benzemiyor. Ne izmlerin ne de propagandanın, broşürlerin, pankartların olmadığı tertemiz bir dağ köyünden bahsediyorum. Dağı da sensin, bilmem haberdar mısın? Zelzelelere aldırmaksızın sapasağlam yerinde duran, çağa savaş açarcasına konuşmadan, kelimeleri israf etmeden yalnızca susarak kocaman ruhunla ben buradayım diyen bir dağsın. Seni bulmama gerek yok. Kilometrelerce öteden nerede olduğunu görebilirim ve sırtımı yaslamak istediğimde arkamda olduğunu bilirim. Üzgünüm ve buhranlıyım. Seni göremeyen onlarcası adına özür diliyorum. 

Dört duvar arasında, cam ekranların arkasında, yapay hayatların ortasında kalmışlar için dost yurdunu göstermek istiyorum. Yeri tayin edip yurtsuz kalmak nasıl bir duygu bilemiyorum ve ben, yurtsuz kalmaktan Allah’a sığınıyorum. Sözcüklerini çarpıtmadan, narince beyan eden; dönünce bütün gövdesiyle dönen hiç görmediğim dost adına da üzüntüden göz kapaklarımın ıslanmasını engelleyemiyorum. Ona yarolanlara gıpta ediyor ve geceleri selamımı iletmelerini rica etmeden uykuya dalamıyorum. Zaman kavramına aldırmadan geçmiş ve geleceği sırtımdan indirip bugünde onunla yaşamayı hayal ediyorum. 

Kamburumu çıkartan maziyi ve boynumu büken istikbali dert etmeden şimdiyi yarenim olarak görüyorum. Bazen huzurla bazen huzursuz uyandığım günlerle birlikte, dakikaları bana lütfedene teşekkür ediyorum. Biliyorum, ben zamanla varım ancak onun bana ihtiyacı yok. Yine de benimle akmaya devam ediyor. Mesela bugün ölsem, artık damarlarımdan kan akmasave nefeslerim tükense… Belki yarın ve evvelsi gün hatırlanabilirim. Sonra? Vakit geçtikçe zaman, bir kısmıyla beni hatırlayıp anlarda yaşamama izin verebilir ve toprak bıkmadan beni kucaklar. Bedenimin faniliğini kuyruk sokumumdaki küçücük parçam kalana kadar hatırlatır. Onlarıaldatanlara, aldanmışlara ve aldatılmışlara yüz çeviripruhumun yansıması olan gölgeden bahsetmek istiyorum. Dost bize gölge ve gölge bize dost bunu biliyorum. Dururken ve yürürken yani her adımımda beni olduğum gibi yansıtan; kıyafetlerimden, vücudumun sınırlarından, zahirimden ayırıp saf varlığımı göstereni her gün görüyorum. O da pek konuşmuyor ancak renginde kelimeleri duyabiliyorum. 

Ben gölgemi azık edinip her sabah vakti yanımda, akşam çökmeden arkamda, öğlenin ortasında önümde olmak üzerehep kendimi taşıyorum. Taşıdığım bir cesetten çok duygularım oluyor. Hüznümü omuzlarıma, huzurumu kalbime, öfkemi ayaklarımın altına alıp adımlarıma tevazuyu yerleştirmeyeçabalıyorum. Dosta giden yolun kendimden geçtiğini debiliyorum. Bu yüzden zerrelerimden geçip ruhuma koşuyor sonra diğer gölgelerle buluşuyorum. Bir dostun adımları benimkine karışıyor. İşte ruhlarımızı görüyoruz. Aynı el, aynı ayaklar, ayrı iki beden ve kalp. Yani iki dünya. Bu dünyaları bir araya getiren yarenimin bana anlattığını her gün bıkmadan dinliyorum. Anlarıma, anılarıma, sevdiklerime, sevindiklerime ağlayıp güldüğüm gibi uzayıp kısalan gölgemin ne demek istediğini idrak edip içten bir tebessüm ediyorum. Güneşin en tepede olduğu zamanda kavurucu sıcaklığın ve varlığımın kıyısında onunla yürürken hafiflediğimi hissediyorum. 

Şimdi sarf ettiğim onca sözden sonra benliğimin pütürlerindenkudretiyle tutup çekeni, tüm yaratılmışların yaratıcısını, dostlarımı, gölgeyi emanet edeni nasıl ve ne şekilde anlatabilirim? Emin değilim. Küllünden cüzünü armağan edipdamarlarımdan daha yakın olduğunu bildiğim; yalnızlığımı alıp yerine vekil tayin edeni hangi kelimeye, harflere ve dile sığdırabilirim? Sanırım en bereketli toprakların meyvelerinde,çeşmelerden akan soğuk ve ferah suyun damlasında, en güzel manzaraların ortasında, yolların sonunda, yeni başlangıçların yanı başında beni, bizi, hepimizi teker teker karşılayanı; herkeste herkese özel Cenabı Hakk’ı;  âleme, içime ve içlerinize sığdıramam. Bu yüzden dervişin sözünü sözüme katarak, dizinin dibinde var olmayı yeğliyorum. 

Kime kim aşk vurdu ok, gussa ile kaygı yok.

Feryat ile ahı çok, firkatli nesnedir aşk.

Miskin Yunus neylesin, derdin kime söylesin?

Varsın dostu toylasın, kıymetli nesnedir aşk.

Yüz yılın debdebesinde, atlıların koşturulduğu son zamanın ateşten çemberinde; sığamadığımda sığındığım limanların varlığını tayin edene şükrederek gölgemin kıyısında bir ömrü yaşamaya niyet ediyorum.