Şahin Torun, "Afrika Dahil Devasa Bir Anadolu Adamı: Fethi Gemuhluoğlu"


Yıl 1957, kayıtlı doğum tarihine göre 34 yaşında genç bir öğretmen olan İrfan Fethi Gemuhluoğlu, Malatya’nın Arapgir İlçesinde yayınlanan Arapgir Postası adlı gazetede Afrika’yı konu edinen yazılar yazmaya başlar. Devrin algısına göre epeyce uzak ve bir o kadar da ilgisiz bir yer olarak görülen Afrika hakkındaki bu yazılar ki,  taşıdıkları cihanşumul birikimle şekillenmiş temennilerle dolu olmaları bir yana, daha dönemin sol entelijansiyasında bile henüz yeni konuşulmaya başlanan hürriyet, bağımsızlık, emperyalizm ve özgürlük kavramlarını seslendiren içerikleri dolayısıyla da onun uzak görüşlülüğünü ve merkezini gönlünde oluşturduğu ufkunu ortaya koymaya yetecek en büyük örneklerdir...
 
Bundan öte söylenecek her bir söz, bu yazıda dahil olmak üzere bu büyük ufkun banisi Fethi Gemuhluoğlu’nu anlatmaya çabalayan beyhude biyografik girişimler olmaktan öteye geçemeyecektir.
 
Demek; bu kadar engin ve bu kadar kibirden uzak büyüklükte bir tefekkürle süslenmiş bir yürek olmadan Fethi Gemuhluoğlu’nu anlamakta kolay değildir, çünkü onun Anadolu’su, kökleri Afrika’ya kadar uzanan kendi yüreği ve o yüreği dayadığı ufku kadardır.
 
Bu böyledir; zira olur olmaz her vesile anmaktan usanmadığımız ‘Anadolu’, bizim kısır algımızın ötesinde Fethi Gemuhluoğlu’nun gönül enginliğine denk biçimde Afrika’da dahil, Afrika’ya kadar uzanan bir coğrafyadır ve bu, evet en başta da son tahlilde de böyledir ve dahası Müslüman Türk’ün kadim yurt bilgisi de zaten bundan ibarettir...
 
Her şeyden önce bir insandır Fethi Gemuhluoğlu,önce insandır evet, lakin bir epeyce de Doğu’ludur, Türk ve Müslümandır. Bir iman adamıdır, bir hüznün sahibidir, her işi aşk ile ve yekinilmeyen bir emek iledir ki, onun aksiyonunun ayırıcı vasfı da buradadır.  İstediği yegane şey, hak ve hürriyettir, Fethi Gemuhluoğlu’nun, elbet kendi hakkına ve hürriyetine de tıpkı irfanına düşkün olduğu gibi düşkündür lakin onda esas olan kendi hak ve hürriyetinden önce cihanşumül insanın hakkı ve hürriyetidir ki, bu hak ve hürriyet bilinci onun bakış açısını Fas’a, Tunus’a, Sudan’a,  Gana’ya ve Cezayir’e kadar alıp götürmüştür.
 
Güzel bir adamdır Fethi Gemuhluoğlu, güzel bir ahlâkın, ille de durup dinlemek bilmeyen bir çalışkanlığın, ibadeti kulun cümle ibadında gören bir cehdin arayıcısıdır.  Dahası, en önden kendi muhtemel kusurlarını görmeye ayarlı derin bakışı dolayısıyla da kulda kusur bulamayacak, hasbelkader bir kusur baskınına uğradığında da derecesine bakamayacak, o kusuru görmeyecek  kadar engin bir gönülün sahibidir.
 
Değip dokunduğu her şey ve kişide bir meltem hissi uyandıran, tıpkı onu tek başına bir okul olarak gören Cahit Zarifoğlu gibi zarif, gülmeyi de, ağlamayı da bilen bir görgünün, terbiyenin hem okuyucusu hem de okutucu ve aktarıcısıdır Fethi Gemuhluoğlu.
 
Bir uykusuzdur Fethi Gemuhluoğlu, hep az uyumuş ve çokça düşünmüştür. Mert bir adamdır ki; Hz. Ali’den ibdin eylediği üzere, metanın, mal ve mülkün, ün, şan ve şöhretin yalın kılıç karşısında durmuştur hayatı boyunca. BirBatı adamı bilmiştir, bir de Doğu adamı ki, berdevam kıyas ettiği üzere, dünyayı boyunduruk altına almanın felsefesi ile kirlenen bu Batı adamı karşısında, Doğu adamı’nın konumunu ortaya koyarken büyük bir bilgelikle bir aydın ahlakından söz etmiş, bunun şiirinin, hikâyesinin, romanının ve felsefesinin yapılması gerektiğini öğütlemiştir hep. Yanlış biçimde pratiğe dökülen Batılılaşmanın yedeğinde getirdiği hastalıklardan söz ettiği gibi, bu hastalığın ilacından da haber vermiştir.
 
Dost aramaktan çok, aranan bir dost olmuş, selamın ve kelamın soylu damarından beslenmiş,yaşadığı zamanın farkında bir ibnü’l vakt olarak bütün dünyaya verdiği bir selamla birlikte zamanı aşan bir dostluğun çiçek açmış demetlerini uzatmıştır.
 
Cemil Meriç vari bir öngörüyle paketlenmiş bir endüstriyel kavram olarak dillere düşmüş haldeki ‘Kültür’den çok asırlarla beslenen ve asırları besleyen bir Anadolu irfanından söz etmiş, bu irfanın mayalandığı ruhun doruklarından seslenmiş, dinamizmini kavrayışından alan bir temel üzerinde durmuş ve bu temeli adeta bir kaide olarak dile getirmiştir.
 
O kadar ki, Fethi Gemuhluoğlu öncelikle kendine, sonra salt birey olarak umudunu bağladığı Doğu adamına ve dolaysız biçimde ‘insan’ olana yönlendirdiği bu temel üzerinde dolgunlaşan bir dil ile; bir temkin makamından, bir telvin makamından ve giderek Ahmediyyet ve Ahadiyyet’ten haber getiren bir felahı muştulamıştır. İşte Fethi Gemuhluoğlu’nun ömrünü adadığı hakikat budur ve bu hakikatın ışığında şölvelenen varlık ve aşk bilgisinin kaynağı ise onun o güzelim deyimiyle;  Peygamber-i Ekber olan Son Nebi’nin hakikatinden başkası değildir. Öyleki, kavram, da, oldu da, kod da, şifrede bu hakikat içredir...
 
Ezcümle; Fethi Gemuhluoğlu, Namıdiğer Fethi Ağabey; İsmet Özel’in deyimiyle; kendi kuşağı içinde devrinin gençliğine en sağlam çizgiyi aktarabilecek kadar dolgun ve anlamlı bir yol bilgisinin, Cahit Tanyol’un deyimiyle; bütün kutuplaşmaları aşacak kadar engin bir algı ve anlayış birikiminin, bundan da öte Özdemir Asaf’ça söyleyecek olursak; onun çağrısının alaim- i sema gibi gerilmiş genişliğinde kendi çağrısını bulan nice insanın yüreğiyle tanışık bir ses, söz ve dil bilgisinin aşinası olarak yaşamıştır.
--
'...öyle bir şeydir ki erdem;kendine benzer,başka hiç bir şeye benzemez, benzeyemez...'