Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Süleyman Seyfi Öğün, “Fethi Bey”

(Yenişafak, 5 Aralık 2013)

Bir bakıma “büyük bir medeniyet” olabilmenin sağlaması, açık kültür üzerinden yapılabilir. Osmanlı Devletinin başat özelliklerinden birisinin, “devşirme” konusunda sağladığı başarılar olduğunu biliyoruz. Devşirme işleri çok açık ve kompleksiz bir bakışın ya da kültürün ürünüydü. Osmanlı Devlet geleneği bu kültürü Tanzîmât”a kadar taşıdı.

Tanzîmât”tan Cumhûriyet”e giden süreçlerde ise siyâsal kültürümüzün ufku daraldı. Büyük kültürel sentezlerin diyârı olan Batı Asya”da herkes, eski komşularından ayrıştı; paranoya yüklü duygularla içine kapandı. Türkiye Cumhuriyeti de bu korku ve endişelerle kuruldu.

Bütün bu gelişmelere eklemlenen daha derin ve kalıcı etki ise , paranoya yüklü duyguların “dışarıdan” “içeriye” çevrilmesidir. “İç düşmanlar” olarak nitelendirilenlerle sonu gelmez kültür savaşlarına gömülmek sözü edilen küçülmenin en son halkalarıdır. Zâten “dışarıya” karşı kaybedilmiş “barış” içeride de kolay kolay kurulmuyor.

Türkiye”de demokrasiye geçiş de sözkonusu örselenmelerin etkisini taşır. Bunun en beter sonucu ise nitelik kaybı oldu. Herkesin içine kapandığı bir dünyâda kimse niteliğe bakmaz. Güvenilir olmak nitelikli olmaktan daha baskın tutulur.

Bana bütün bunları düşündüren yakın zamanda incelediğim bir kitap oldu. İz Yayınlarından çıkan ve “Dostluk Üzerine” başlıklı bu kitap, yakın geçmişin en egzantrik fikir ve aksiyon adamlarından birisini; Fethi Gemuhluoğlu”yu anlatıyor. Fethi Bey”i çok erken kaybetmişiz. O”nun hayâtı, 1922-1977 arasına sığan kısa, ama büyük bir hayât . Herkesin uzun yaşamak için yapmadığını bırakmadığı, ama hayâtların niteliği konusunda çok şeyi ıskaladığı bir dünyâda bunu anlamak zor. Fethi Bey, kısa hayâtına en az birkaç hayât sıkıştırmış. Kişisel hayâtında tam bir mistik. Kuşadalı İbrâhim Halvetî”ye dayanan ve Türbedâr Ahmed Âmiş Efendi”den kendisine intikâl eden, Melâmîlik ile Hâlvetîliğin yoğurduğu bir hayât bu. Onu dışarıya kolay kolay sızdırmıyor. Ama, “Dostluk Üzerine” başlıklı, vefâtından kısa bir süre önce yaptığı etkileyici konuşması, bu mistik birikimin en özlü, en incelmiş ifâdesini yansıtıyor.

Fethi Bey, bir yurtsever ve milliyetçi. Doğma büyüme İstanbullu; ama köklerini ihmâl etmiyor. Arapgir ile dâima bağını kesintisiz sürdürüyor. Bu küçük yerleşimin mikro sorunlarına varıncaya kadar her şeyiyle ilgileniyor. Milliyetçiliğini ise dünyâsallaşmasının içinde tutmaya özen gösteriyor. Sömürgeciliğin ve emperyalizmin hakkından hukukundan ettiği bir dünyâyı asla gözden kaçırmadığı çok âşikâr. Asya ve Afrika haberleriyle yakından ilgileniyor ve yorumlar yapıyor.

Yer yer, gerekli gördüğünde hiçbir siyâsal hesap gütmeden, medenî bir cesâretle bir aksiyoner tavır almaktan kaçınmıyor. Mareşal”in cenâzesi sırasındaki eylemi buna tipik bir örnektir. Ama Fethi Bey, hayâtı boyunca, siyâsetten uzak duruyor. İnsânî ilkelerle harmanladığı milliyetçiliğini siyâset ile kirletmemeye âzamî dikkât harcıyor. Her meşrebe, cenâha açık. Aralarında bir ayırım yapmıyor. Zarif üslubuyla birleştirici bir yaklaşım güdüyor ve kendi aralarında düşman kardeş olanların hepsinden saygı görüyor. (İsmet Özel ve Necip Fazıl gibi müşkilpesendlerin sevgisini ve saygısını kazanmak; dostları arasında Cahit Tanyol, İsmet Zeki Eyüboğlu”yu katabilmek az mıdır?) Ama hepsinden önemlisi, dostu Aydın Bolak ile birlikte kurdukları Türk Petrol Vakfı aracığıyla sayısız (bugün bir çoğu tanınmış kişilerdir) yetenekli taşralı gence eğitim yolunda maddî ve mânevî olarak sağladığı destektir. Anlaşılıyor ki Fethi Bey, vasıfsızlık ile bir yere varılamayacağının farkındaydı. Siyâsal kültürümüzde unutulmuş olan devşirme işini âdeta tek başına yapmıştı. Ama aşksız bir vasfın anlamsız olduğunu da biliyordu. Yeteneklerinden emin olsa da gençlere “Hiç âşık oldun mu?” diye soruyor. Cevap hâyır ise, bursu vermiyor.

Fethi Gemuhluoğlu”nun, pek çoğu anti-kolonyalist yazılarını, dostlarına yazdığı mektuplarını, vefâtından sonraki on yılda (1977-1987) hakkında yazılmış yazı ve şiirleri içeren kitabı, yeni kuşakların mutlaka edinmesi ve okuması gerekir. Büzüşen, küçülen dünyâlarımızı açmak ve büyütmek biraz da bu örnek hayâtları keşfetmekten geçmiyor mu?..