Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Şamil Kucur, “Aşka, Dosta, Fethi Beye”

(Birnokta, Ekim 2020)

İnsan doğar yaşar ve bu aleme veda eder, her fani gibi! Ama ardında güzellikler, eserler bırakan, dualar ile anılan insanlardan olmak ise, her insanın arzu ettiği ama her insana da nasip olmayan temennilerdir. Hayatta iken de, Hakk’a vuslatından sonra da, hayatı, fikirleri, düşünceleri, aşk anlayışı, dostluk anlayışı, insana, hayata, tarihe, tabiata, coğrafyaya bakış açısı, devlet, millet, vatan hassasiyet, kültür ve sanatın kişi ve millet varlığındaki olmaz ise olmazlığı, ilme, edebiyata, musikiye bağlılığı, sohbetlerinde, yazılarında ve dostluklarındaki en öne çıkan husus iman, aşk, samimiyet, vefa, sadakat, gayret olan bir zamane “alp eren”i geçeli bu alemden, nerede ise yarım asır oldu. Bu alp eren İrfan Fethi Gemuhluoğlu’dur.

Hayatında kendisini sırlayan, gizleyen,
öne çıkmayı arzu etmeyen ama hep gençleri, besleyen, yetiştiren bir ağabey, bir dost idi Fethi Bey. Büyük küçük her
insanı eşref-i mahlukat gören Fethi Gemuhluoğlu, bizim için ise kadim baba dostu, hem yol büyüğümüz, hem de amcamız gibi idi.

İstanbul’da asırlardır Ramazan aylarında büyük camilerde mukabele okuma geleneği vardır ve halen bazı camilerde yaşamaktadır. 11 yaşlarında hatırladığım bir karşılaşma, bendenizin bütün hayatım boyunca unutamadığım ve tesir altında kaldığım bir anı paylaşmak isterim. 1976 yılı Ramazan ayında, bir hafta sonu merhum babam ile birlikte, biz de Beyazıt Camii’ne gitmiştik. Baba dostları ile birlikte, Fethi Bey Amca da, camide mukabele dinlemekte idiler. Mukabele sonrasında caminin avlusuna çıktık. Birden Fethi Amca karşıma dikildi, başımı okşadı ve “Adın ne?” diye biraz şaka biraz ciddi bir üslup ile sordu, ben de “Şamil, Fethi Amca” diye, cevap verdim. Halbuki, beni tanıyor ve adımı da biliyordu. Ve devam ile “Şeyh Şamil”e layık olacak mısın?’ diye sordu. Ben de “İnşaallah” dedim. Bir daha sordu aynı soruyu ben de aynı şekilde, bu sefer de “Allah’ın izni ile” diye cevap verdim. Bu süre zarfında tabi etrafımızda babam, ağabeylerim ve diğer bazı baba dostları toplandılar ve tebessüm ile bu Alp eren büyüğün, daha 11 yaşındaki bir çocuğa gösterdiği sevgi, ilgi ve verdiği önemi dikkat ile izliyorlardı!

Ve yıllar içinde bu diyalog her zaman benim hafızamda ve hatıralarımda yer etti. Ve yıllar geçti, gazetecilik, yazarlık araştırmacılık mesleğimiz oldu. Ve Kafkas Kartalı İmam Şeyh Şamil’in hayatı ve mücadelelerini okumaya ve araştırmaya, onu anlamaya gayret gösterdim. Ve nihayet Şeyh Şamil’in İstanbul’da yaşayan öz torunlarından Aydın Osman Erkan Bey ile tanışmamız ve dedelerine ait hatıralar, emanetler üzerine yayınladığımız röportajı hazırlarken ve yayınlandığı zaman da, aslında 11 yaşında bir çocuğu bile nasıl dikkate alıp, değer verip bir ufuk açmış, motive etmiş diye düşünmeden edemiyor insan. Aslında hayatımın bütününe baktığımız zaman da, Gemuhluoğlu ve onun dostları ve özellikle de hususi dost muhitinin içinde bulunmuş olmamızın, hayata, insana ve hadiselere bakışımızda ne kadar tesirli olduğunu açıkçası, bugün daha iyi anlayabiliyoruz.

Merhum babam Abdullah Kucur’un hayatında Fethi Beyin çok ayrı bir önem ve kıymeti vardı. Onunla yaşardı ama konuşmazdı, yazmazdı çünkü O da Fethi Bey gibi, “Söz ve yazı orucu tutanlardandı.” Ancak, yaşananlar hatıralar ve bu gün de hatıralarımızda ve gönül alemimizde Fethi Bey yaşamaktadır.

Peki kim idi İrfan Fethi Gemuhluoğlu ve neden bu kadar yıl geçmesine rağmen, insanlar onu anıyor, onun adına kitaplar yayınlanıyor, anma toplantıları ve programlar düzenleniyor, sohbetleri yabancı dile çevriliyor…

Bir insan düşününüz, ümitsizlik selinin başlardan aştığı bir anda, etrafına ümit aşılasın. Dostluk kelimesi lügatlara hapsedilip, çok kimse tarafından yalnızca şarkıların sözlerinde zikredilirken o, “Hakiki Dost” aşkına, gönüllerde, dostluğun kitabını yazsın!. Ömrü boyunca hep sevsin; ama bir kişiyi, bin kişiyi, yalnızca kendisine güleryüz gösterenleri değil, bütün insanları sevsin. Koca kainatı gönül kazanında kaynayan “muhabbet” potasında eritip, “bir” kılsın. Vatanını, Milletini, bütün insanlığı huzura kavuşturmak için, yaralı yüreklerin ve istikbal vadeden, kabiliyetli ama kimsesiz gençlerin elinden tutsun, ileriye sürsün; ama kendisi hep geri planda kalsın. Tanınan, bilinen, sevilen pek çok yazarın, şairin, akademisyenin, sanatkarın, bürokratın vel- hasıl bu ülke evladının, hamurunda onun mayası bulunsun; ama o “sır hırkası”na bürünmeyi şiar edinsin.

Adı gibi İrfanı ile gönülleri feth eden, günümüz entelektüellerinin bir çoğunu yetiştiren, tarihi çok iyi bilen, insan sarrafı mütefekkir, hal ehli, aşk ehli İrfan Fethi Gemuhluoğlu’nu Üstad Necip Fazıl Kısakürek, “Onu meydan yeri tanımaz. Fakat meydan yerinin tanıdığı politikacılar, muharrirler, fikirciler, hususiyetle “sağ” yaftasının belirttiği çerçeve içindekiler çok iyi tanır… Fethi Gemuhluoğlu harb meydanında görünmeyen, fakat ateş hattındakilere sakalık eden, nakliye ve levazım kollarına yön veren, hususi çevrelerde mayası halis bir gençlik yoğuran, gönlü tasavvuf kokusuyla ıtırlı ve dili en murassa Osmanlıca zarfı içinde, İslami zevk mazrufiyle nakışlı, son turfanda bir tipti…” ifadeleri ile anlatır.

Aslen Malatya-Arapgirli olan Fethi Gemuhluoğlu 1922’te İstanbul’da doğdu. Yaptığı hizmetlerle yaşadığı döneme bir gönül ve hizmet adamı olarak damgasını vurdu. Zahiri planda ise çeşitli okullarda Türk dili ve edebiyatı hocalığı, gazetecilik, Milli Eğitim Bakanlığı’nda özel kalem müdürlüğü görevinde bulundu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Basın müşavirliği yaptı. Çok sayıda vakıf, dernek ve hayır kurumlarında hizmet etti.

Fethi Gemuhluoğlu, sağlam karakteri, toplumu bir bütün olarak ele alan hoşgörülü tutumu ve herkese sevgiyle yaklaşımından dolayı etrafında aydın bir çevre oluşturdu. Zarif bir İstanbul Türkçesiyle yaptığı konuşmalarında, yazdığı mektup ve makalelerinde iman, aşk, vatan ve millet sevgisi, milli tarih şuuru, Türk İslam aleminin yaşadığı problemler ve onlara sahip çıkmak, emek, hürriyet, güzel ahlak, çalışkanlık gibi değerlerin savunucusu oldu ve bir dönemin yüksek öğrenim gençliğine, bu değerleri aşılamada çok önemli rol oynadı.

Nuri Pakdil’in kalemiyle “İnsanın elinden tutuyor, adeta çağa çıkartarak yürüyüşe alıştırıyordu. Konusu hep insandı, insanı araştırıyordu. Umutla bakardı insanlara, özellikle çocuklara…” Zübeyir Yetik’in dediği gibi ise “Bizi pişiriyor, insan içine çıkabilecek bir donanıma kavuşturuyordu.”

Tarık Buğra, “Ruh ve Ruhaniyet ışığı yalnız yüzünü değil, o canlı gözlerini, yeri gelince coşkunlaşan konuşmalarını ve davranışlarını, genel tutumunu, bir kelime ile yaşayışını da aydınlatıyordu.”

Dost ve dostluk kelimeleri Fethi Bey ile adeta bütünleşmişti. Onun nazarında dostluk, kıyısı olmayan bir umman idi; “İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücuduna dost olmak, komşuya dost olmak gibi kademe kademe, ama entegre, bir bütün içinde dostluklar söylenmeye mecburdur.” Ancak bu dostluk içinde yaşandığı takdirde iman, aşk ve hizmet anlayışı ile toplum huzura erecektir ona göre. Prof. Dr. Sadettin Ökten “Dost diyarından gelen derviş… Hem sevmesini, hem sevdirmesini bileceksiniz. Fethi ağabey böyle bir güce malikti” diyor onun hakkında. Evet bir derviş idi ama her daim sırlı bir derviş…

Merhum Bahaettin Karakoç, Fethi Bey hakkında 1988 senesinde, kaleme aldığı bir yazısında erlik vasfına vurgu yapıyor: ‘‘Fethi Ağabey için ‘öldü’ dediler; bu haberi ilk veren gazetelerden birisi, Fethi Ağabeyin resmini de bastı üstelik. Ne gün inandım bu habere, ne de 11 yıl sonra bugün. Kalp durunca bedenin bir işlevi kalmaz, biter. Ama er-kişilerin, ermiş kişilerin kalpleri, bütün güzelliklerde çiçek-çiçek seğrir, yıldız-yıldız ışımaya devam eder sonsuza dek. Çünkü er-kişiler, ermiş kişiler, aşık kişiler daha yaşarken yontarlar, inceltirler, oruçla nakışlarlar bedenlerini.’’

Ve kadim dostu Abdullah Kucur, Fethi Ağabeyini şu veciz cümleler ile anlatıyordu:
“Bende-i Şa’ban
Hadim-i insan
Garik-i gufran
Er kişi idi
Ol Fethi İrfan…’’

“Hayatımda onun kadar çok kişiyle ilişki kurmuş bir başkasını tanımadım” diyor Erdem Beyazıt; “Behçet Kemal Çağlar’dan Tarık Zafer Tunaya’ya, Genco Erkal’dan Fikret Otyam’a kadar uzanan bir arkadaşlık hinterlandı vardı. İnsanlar arasında köprüler kurardı, köprüleri atmazdı. Sık sık ‘Herkese bir Hazreti Ömer talihini tanıyın’ derdi.” İnsana dost, kainata dost …

“Herşeye dost olacaksın, uykuya, paraya, politikaya dost olmayacaksın” derdi. Politikaya dost değildi, ama dost halkasında bir çok politikacı da vardı. Uzun yıllar politikayla hemhal olmuş dostlarından Dr. Sadettin Bilgiç onun bu sözlerini tekrarlayıp “Politikacıya dost olmak başka, politikaya dost olmak başka. Elbette ki kendisi gibi düşünen kimseler ister politikacı olsun ister olmasın onlarla teşrik-i mesaisi olması tabiidir. Ama Fethi rahmetli paraya ve uykuya hiçbir zaman yakın olmamıştır. Politi- kaya dost olmamayı herşeyi politikada aramama, hadiselere objektif ve dürüst olarak bakma anlamında demiştir. Fethi rahmetli Müslüman-Türk iman-ahlak-ilim ve irfanı ile hareket ettiği için, yakın münasebet kurduğu kişilerin farklı siyasi kanaatleri onu ilgilendirmiyordu” diyor.

Hususi dostlarından Abdullah Kucur, Fethi Ağabeyin ardından yazdıkları bir şiirlerinde ‘Neyleyelim, az bulunur bu alemde diyordu;
“Fethi zâyiattandır” dedi menba’ı-irfân
İrfân âleminin güneşi Fethi İrfân’a
O âteş-i sûzân idi hem hâdim-i insan
“Yâ Hû” diyerek daldı bahr-ı gufrâna

Merd-i sahînin kadrini bilen merd-i gayûr Neyleyelim bu âlemde çok az bulunur
Mâbûd-ı mevhûmuna tapan ehl-i gurûr
Gömdük sanır ehl-i hakîkatı nisyâna.’’

Bulunduğu bütün görevlerde Batılılaşmanın Türk toplumuna getirdiği tahribatın onarılması için büyük çaba sarfetti. “Yurdumuzda sanatla başladı yabancılaşma, sanatla kalkacağız ayağa” diyerek maksada ulaşmak için kavgayı, gürültüyü de- ğil, güzel yolları öğütledi. İnsanın içindeki kutuplar ve buzullar, sanatın, edebiyatın verdiği sıcaklıkla, insan sevgisiyle kolayca eritilebilecekti ve ona göre hala umut vardı insanlık için. Sadece edebiyat, şiir, roman değildi Fethi Beye göre kültür ve sanat. Türküler, şarkılar, ilahiler, tiyatro, sinema her biri ayrı ayrı bu milletin tekrar ayağa kalkmasının sac ayakları idi adeta.

“Türkülerle de hüznümüz Allah’adır bizim” başlıklı türküleri anlattığı uzun bir yazısında ise, bakın türkülerin hayatımızdaki önemini nasıl vurguluyor: “Türkülerle de hüznümüz Allah’adır bizim. İnsanoğlu türküsüz kaldığı zaman gurbettedir diyeceğiz. Türküler bitip tükenirse hatırasız, sevdasız ve yalnız kalır diyeceğiz.
Türküler ve şarkılar var. Türküler ve şarkılarda halk var. Millet var. İnsan var. İnce, yüce, ulvi, afif taraftarıyla insan var. Hafif, çılgın, şehvetli ve avare taraftarıyla insan var. Kırılan, küsen, kaçan, dışına çıkmak istedikçe kendi içine büzülen, küçük ilgiler bekleyen yönleriyle insan var. Türkülerde ve şarkılarda şiir var, hikmet var, yaşama kuralları var. Türkülerde ve şarkılarda ahlâk var, töreler var, gelenekler var. Ve asıl en mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var. Müşahhas olarak yürek, mücerret olarak gönül var…’’

Sanat ve edebiyat o kadar önemli idi ki ve bunu tekrar tekrar ifade ederdi, her fırsatta: “İnsanın içindeki buzullar, sanatın, edebiyatın verdiği ısıyla, insan sevgisiyle kolayca eritilebilir. Umut var insanda hâlâ!”

O, yaşadığı dönemde de bugün de muhatap olduğu insanlara ayırım yapmadan el uzattı, iyi ve güzel çalışmalar yapmaları için onları hep öne itti. Bir o kadar da kendisi geride durdu. Bu yüzden de Reşat Aksoy “Hep çağıran, hep davet eden, ‘gel’ diyen bir özelliğe sahipti” diyerek bu anlayışını hayata da geçirdiğini anlatıyor Fethi “Ağabey’in. Hizmette önde, mükafatta geride idi.’’ İsmet Özel de Gemuhluoğlu’nun nasıl ve neden kendisini sardığını ve ona bağlandığını şu cümlelerle anlatıyor Fethi Ağabeyi, “Bize kendi kuşağı içinden en sağlam çizgiyi aktarabilenlerden biriydi. Nefs putuna karşı amansız bir mücadele verip, bu savaştan galip çıkanlardan biriydi. Kişiliğinin bu yönü beni sarmış, beni ona bağlamıştı. Ufku tavsiyelerine uygun, davramamı gerektirecek genişlikteydi.”

Bugün de diyoruz çünkü, onun manevi tedrisatından geçen o yılların gençlerinin çoğu bugünün edebiyatçıları, yazarları, sanatçıları ve bürokratları.

Fethi Gemuhluoğlu yaşadığı müddetçe etrafında bulunanlara hep vermiş, ama karşılığında hiç bir şey istememişti. Birçokları ona vefasızlık etse de o ‘azizler’inden, ve ‘efendi hazretleri’nden öğrendiği “İyiliğe iyilik her kişi karı, iyiliğe kötülük şer kişi karı, kötülüğe iyilik er kişi karı”’ terbiye ve edebinde yaşamıştı. Hiçbir maddi çıkar ve makam kaygısı taşımamıştı, çünkü yine azizleri ona “Makam size değil, siz makama hükmediniz”’ diyerek tevazu dersi vermişti.

Prof. Dr. Ayhan Songar bir yazısında “Allah’tan korkar, kuldan utanır, karınca ezmez, kimseyi incitmez bir insandı. Yunus’un dediği gibi; Derviş bağrı taş gerek / Gözü dolu yaş gerek / Koyundan yavaş gerek. İşte Fethi Ağabey “öyle” idi… Ne bir eksik, ne bir fazla” derken onun bu dervişane karakterine işaret ediyordu.

Fethi Gemuhluoğlu insana olduğu kadar tarihe ve coğrafyaya da dosttu, çok okur, çok düşünürdü. Ortadoğu, Afrika, Rumeli-Balkanlar, Kafkaslar ve Türkistan, bu gönül coğrafyalarımızın yalnızlığı, garib ve hüzünlü oluşu yaraydı onun için ve ümit Anadolu’da, Anadolu insanındaydı.

Ancak, o adeta bugünleri yarım asır öncesinde görmüştü ve yazılarında, sohbetlerinde, uyarıyor, ufuk açıyordu, açıyor da!… İstanbul’da Aydınlar Ocağında, 1975 yılında “Dostluk üzerine” irticalen yaptığı bir sohbet toplantısındaki tespitleri, bu gün için dehala ne kadar geçerli; “Tarihe dost değiliz. Coğrafyaya da dost değiliz. Coğrafyaya dost olmadığımızı göreceksiniz. Türkiye bir iç harbin eşiğindedir. Bir doğu-batı meselesi çıkabilir. Anadolu Beylerbeyliğini bile size çok görürler. Sonra, bu içinizdeki çocuklardan Batı Trakya’yı yahut Kırım’ı kurtarmalarını ve belki orada yaşamak imkânımız olup olmadığını araştırmak gibi bir gaflete düşeriz.’’

Oğlu Ali’ye yazdığı bir mektubunda ise bir baba olarak Fethi Gemuhluoğlu’nu evladına, gelecek hayatında çizdiği ufuk ve dava genişliğini anlatıyordu. Aslında bu ifadelerde, bizlere e ne anlamak istediği aslında çok manidardı! “Esir Türklere, esir Müslümanlara duâ ediniz. Eritre’den, Somali’den, Filipinlere kadar, Kırım’dan Kerkük’e kadar Müslümanlara ve Türkle- re duâ ediniz. Yeni bir dünya kurulacaktır. O’na hazırlanınız ve çok iyi okuyunuz. Kendinizi çok iyi yetiştiriniz.’’

Bütün sevginin kaynağı insandı. Gözü açık olana gün ışımıştı. Kitabı bir canlı gibi görür, bir annenin çocuğuna dokunuşundaki yufka yüreklilikle, merhametle bakar, okurdu. Hele Kur’an-ı Kerim’in, o kelam-ı kadimin yeri başkaydı gönlünde. “Yeryüzü ve insanların problemi Kur’an’ı anlayamamaktan kaynaklanıyor”du Fethi Bey’e göre.

Bütün, dünyanın ve insanlığın problemi, Kur’an-ı Kerim’le birlikte, Hz. Peygamber’i (s.a.v) anlamaya çalışmakla çözülecekti. Ama kuru kuruya anladım demek yeterli değildi. Aşk ve cezbe ile kavramak gerekirdi. Bunun için konuştuğu kim olursa olsun, direkt ya da dolaylı olarak hep Resulullah Efendimizden (s.a.v) bir söz, bir ilke aktarır, bağlantının kökten kurulması gerektiğini anlatırdı. Bir de Peygamber-i Ekber’in (s.a.v) ehl-i beytinden, Ehl-i beyt-i Resul muhabbetinden bahsederdi.

Akif İnan, “Kelamın en zarifini, edebin en kâmilini, siyasetin en ferasetlisini, edebiyatın en muhtevalısını, onun aziz varlığında erimiş bulurduk. Çok ötelerden gelmiş, çağımızda oturmuş bir manâ kahramanıydı ve gelecek zamanlara müjdeler ulaştıran bir kavşak zirvesiydi” derken, onun fikir, düşünce ve hayatının, sözlerinin, kendisinden sonra da takip edileceğini ifade etmiştir ki, 40 sene sonra bile, hala eğer okunan araştırılan, hakkında kitaplar ve makaleler yazılan, adına yazılan ‘Bağlanma’ adlı Nuri Pakdil’in yazdığı kitap İngilizce’ye çevrilerek Londra’da yayınlanabiliyor ise Fethi Gemuhluoğlu adını, Onu ve Onun yürek sızısını, gönül ışıltısını, ufkunu yeniden anlamaya, bir kez daha bismillah ile hayata insana kainata, her dem aşk ile dostluk ile yeniden bir merhaba.

Dünyanın bütününü görüp ve maneviyat alemini de ihmal etmez, dahası bilhassa insanı, kainatı, hayatı bir görürdü. Yalnız insanların değil, kurdun-kuşun, dikenin, otun da hakkını görüp gözetirdi. Fethi Gemuhluoğlu’nu, mümkün olabildiğince kendi dar kalıplarımız içine hapsetmemeli ve onu düşünürken, Onun hakkında yazarken, sohbetleşirken de, özellikle bu hususu dikkate alınması gerekir.

“Cebinizde kalan son lirayla, simit alıp da karnınızı doyurmayın, gidin onunla bir film yahut, bir tiyatro seyredin.” Ve yine diyordu ki; “Sizden, hepinizden, daha ‘cihan şümul (evrensel)’ yazılar bekliyorum. Bekleyeceğim. Siz kainat için, sebeb-i hilkat için, insan içinsiniz. Daha güçlü, daha berrak ve sancılı, daha aydınlık ve çileli eserler, oyunlar, şiirler bekliyorum ve bekleyeceğim. Daima yeni, eski ve yeni, ezel ve ebed.”

Ve Fethi Bey ile ilgili, bir hususu da ifade etmek isteriz ki; Hukukçu Yazar Ergun Göze’nin tespitleri ile Fethi Beyin kalbinde hak, hukuk ve millet büyük bir aşk yaşadığını ve bunun mücadelesine hayatını vakfettiğini anlatıyor; ‘’Gittikçe karanlıklaşan, maddileşen asrımızda O, güzelin, iyinin, doğrunun insan için, insanlık için takipçisi idi… Ve tabii, kalbi, baştan başa hicran ile dolu idi. Dilimize, dinimize, tarihimize karşı işlenen her suç, önce O’nun kalbini yaralıyordu…’’ İşte Ergun beyin de ifade ettiği gibi, iyinin, güzelin ve doğrunun takipçisi olarak, bu devlete, vatana ve millete, insanlığa iyi, doğru, ve güzel hizmetler gerçekleştirebilecek kabiliyet, aşk ve dürüstlükte insanlar yetiştirme derdinde idi.

Dostlarından Dr. Mehmet Genç, Fethi Bey’in belki de bugün en fazla üzerinde düşünülmesi gereken bir başka hususiyetini ise şu şekilde ifade ediyor; “Fethi Ağabey genellikle “cevheri olan insanları keşfeden”
iri olarak tanınır, bilinir. Ben bu tanımlamanın eksik olduğunu düşünüyorum zira onun esas misyonu, cevheri olan insanı keşfetmekten ziyade her insanda bir cevher keşfedebilme kabiliyetine sahip olmasıydı.’’

Onu tanıyan, ondan feyz alan, görüşen, sohbetinde bulunan, kendilerine ağabeylik edildiği gibi, Fethi Ağabeylerinin onlara adeta her biri bir mücevher değerinde olan tavsiyelerini, fedakarlıklarını, kendileri için yaptığı gayretlerini hatırlayarak, onlar da yaşadıkları ve gelecekte ülkemiz, vatanımız, devletimiz ve milletimiz için, hizmet edecek şimdiki kuşak genç kabiliyetlere, yazarlara, şairlere, akademisyenlere, sanatçılara sahip çıkmalılar, teşvik etmeliler ki, Fethi Beyin emekleri sürebilsin, o milli ve manevi ruh yaşasın yaşatılabilsin!

Ve sözü yine gönül ehline bırakalım efendim:

“Eğer Türkiye’de insanlar, Türk insanı, Müslüman insan, Millet-i İslâmiyye’nin insanı yeniden bir ‘ba’sü ba’del mevt’ sırrını yaşamak istiyorsa, onu ihya etmek istiyorsa, yeniden bir ‘ba’sü ba’del mevt’ e doğmak istiyorsa uykuyu kaldırmalıdır. Her şeye dost olalım, uykuya dost olmayalım.”

“Yalnız insanların değil; kurdun, kuşun, dikenin, otun da hakkını görüp gözetin”

“Batı adamının bunalımı çok tabiidir, muallâktadır. Doğu adamı yerinmez ve sevinmez, çünkü Dünya’da sevinilecek ve yerinilecek bir şey yoktur. Ve bizim hüznü- müz Allah’adır. Biz durup dururken, kendi kendimize, kendi nefsânî oyunlarımız için, şehevatımız için mahzun olmayız.”

“Ölüm ne mutluluk benim için. Çünkü çocukluğumda yüz paraya alıp uçurduğum kuşlarım, cennetin kapısında beni bekliyorlar. Onların yanına gitmek, ne güzel şey.”

Rahmet ile…