Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Sadettin Ökten, “Şu Ölümlü Dünyada ‘Fethi Baba’ yı Hatırlarken”

(Yeni Şafak, 12 Ekim 1997)

O’na hiç böyle hitab etmemiştim, dolayısı ile bu başlığı koyarken epey düşündüm, ” daha doğrusu tereddüt ettim. Acaba bir saygısızlık mı yapıyorum? Yoksa laubali bir davranış içinde miyim? Çoklarının yaptığı gibi samimiyet göstereyim derken nezaket ve nezahat sınırlarını ihlal mi ediyorum? Bizler ona “Fethi Ağabey” diye hitab ederdik, akranları “Fethi Bey” derlerdi, yakın ve samimi dostları da sadece “Fethi.” Resmi hitablarda adı Fethi Gemuhluoğlu olarak geçti, bu tarz hitabda ondan bir ipucu yakalayamıyorum. Vefatından beri yılları eskiterek vardığım şu erken sonbahar mevsiminde ona bütün kalbimle “baba” diyorum, sevgi ve güven dolu bir baba hitabı bu, günlük anlamından, politik renginden tamamen soyutlanmış ve tam tersine ihlas ve merhametle dolu bir baba. Eskiyen zamanla birlikte bulunduğum şu noktada etrafımdaki boşluğun genişlediğini, derinleştiğini ve yoğunlaştığını hissediyorum. Ve tirkeşimde kaldığını zannettiğim ancak bir kaç altın oku bile ufka atmak için isteğim gittikçe azalıyor.

Bu öznel dünyada giderek daha sıklaşan aralıklarla Fethi Baba’yı hatırlıyorum, gülen gözlerini ve merhabasını. O bir selâm idi ötelerden gelen; geldi, ısıttı, aydınlattı ve geri döndü, sıcaklığı ve aydınlığı hala devam ediyor.
Günde iki kere onun ahiret durağının önünden geçiyorum, her defasında ona küçük bir hediyem var, kalbimin ısınmasından bu hediyeden memnun olduğunu ve bana hayırlar dilediğini anlıyorum. Hani yalancı dünyada birisine bir hediye verirsiniz de memnun olup olmadığını anlamak için yüzüne bakarsınız. Bir tebessüm gördüğünüzde gönlünüze bir neşe dolar, siz de mesud olursunuz. İşte onun gibi bir şey, yüzünü görmem mümkün olmadığı halde içim ısınıyor ve gönlüm genişliyor. O benim için dua ediyor, o beni unutmuyor ve bütün insanlara adadığı selamından benim hissemi hiç aksatmadan ayırıyor. Bu güzelliğin, bu şefkatin adı şu erken sonbaharda benim için baba’dan başka bir şey değildir. O yüzden bütün kalbimle çok hafi ve çok derin ve yoğun bir biçimde ona Fethi Baba diyorum.
O, güzel bir adamdı, hatta güzel sıfatı bile fazla, o bir adamdı, gerçek bir adam. Ne tuhaf yıllarla birlikte kelimelerin de içi boşalıyor, bir kavramı ifade eden bir kelime sanki gücünü yitiriyor, ona bir sürü sıfat eklemek zorunda kalıyorsunuz. O sıfatların ne gücü var ki onlar da bir takım klişeler. Gerçekte boşalan, gevşeyen idraklerimiz, bu yoğun sisin altında iç dünyamız da üşüyor ürperiyor ve donuklaşıyor. Kelimeyi bütün yiğitliği ile kullanıyorum, o bir adam idi, ötelerden gelen emaneti taşımakla görevlendirilmişti ve bu vazifesini hakkı ile ifa etti. Zaten adam demek ötelerin emaneti ile yüklenmiş kimse demektir, bu emanetten haberi olmayanlara başka isimler kullanılır. Adam bu dünyaya seçilerek gönderilir, ve kaderine göre dünya nimetleri veya ziynetleri ile biçimlendirilir. İnsanların çoğu biçimlerde takılıp kalır, özdeki cevheri yakalayamaz, bu aleme ötelerin emaneti ile gönderilenler onlara bu cevheri gösterirler. Bu bir ilim meselesi olmadığından zaman ve imkan sınırlan ve ölçüleri ile sınırlı değildir. Özden bir katre tatmak için bir bakış, bir dokunuş ve bir tek söz yeter de artar bile. Bazan da kaynağın başında oturup suyu tatmamış, tadamamış olanlar vardır, bu bir yazgı meselesidir. Fethi Baba’nın da biçimleri vardı ve bu dünya ölçülerine göre bu biçimler güzeldi hem çok güzeldi. Ama Fethi Baba bu biçimler değildi, onda bir tılsım vardı, bir sır vardı.
Fethi Baba güzel konuşurdu, nazik davranırdı, hizmet ehli idi, filan vazifelerde bulunmuş ve şu başarıları kazanmıştı, bunların hepsi doğru ve gerçek. Lakin düşünüyorum ondan başka bu işleri yapmış, bu melekeleri kazanmış, bunların hepsi doğru ve gerçek. Lakin düşünüyorum ondan başka bu işleri yapmış, bu melekeleri kazanmış insan yok mu idi? Elbette vardı, peki onu ayıran vasıf nedir?
Niçin bu etkisini hala sürdürüyor? Nasıl oluyor da eskiyen zamana rağmen yine de içimizi ısıtıyor? Çünkü o bu biçimlerle sınırlı değildi. Bu yalancı dünyaya gelmek için ete kemiğe bürünmek gerekiyordu, o da büründü. O bürünen şey Fethi Baba’nın özü idi. Gerçek olan bu öz’dür, ötelerin emanetini taşıyan bu öz, Bürünülen şey veya şeyler bir hayal ve oyuncaktan başka bir şey değildir. O özdür ki içimdeki boşluğu dolduruyor ve beni yalnızlığın acımasız uçurumundan çekip alıyor. Bu öz Fethi Baba’nın gönlünde gizli idi, dış dünyaya gülen bakışları ve sıcacık merhabası ile yansırdı, diğerlerinden ne kadar farklı bir nazar ve bir selam. Şu anda bana sorsalar o gerçek bir nazar ve gerçek bir selam idi derim, gerisi fani dünya biçimleri idi vesselam.

Bir süre sonra onu bu dünya gözü ile görenler de kalmayacak, onlar da göç edecekler, Fethi Baba’dan bir iz kalmayacak mı? Ne münasebet, niceleri bütün arzu ve iddialarına rağmen tarihin derinliklerinde kaybolurken seçilmişler insanların gönüllerine giriyorlar, onlar unutulmuyor ve görevlerini göç ettikten sonra da sürdürüyorlar. Tarihe doğru bir uzanalım nice gerçek adam bugün yaşayanlardan daha güçlü, etkili ve muhabbetli olarak içimizde yaşamıyor mu? Onları sevmiyor muyuz? Sözlerini hayatımıza düstur edinmiyor muyuz? Ve onların hoşnudluğunu kazanmak istemiyor muyuz? Bu silsileye Fethi Baba’yı da ekleyiverin olsun bitsin. O zaman gülen bakışa ve sıcacık merhabaya da gerek kalmaz, onun gönlü hepimize yeter. Unutulmasın ki gerçek dostluk gönül dostluğudur ve gönül ölmüyor. Gönlü diri geçmişlere hayret ve muhabbetle bakıyorum.