Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Nazif Gürdoğan, “Oku emri var, yazma emri yok” diyen bir Osmanlı bilgesi’’

(Yeni Şafak, 13 Ekim 2002)

Yakın dönemin büyük bilgelerinden biri olan, rahmetli Fethi Gemuhluoğlu, ölümünün yirmibeşinci yılında düzenlenen değişik programlarla anıldı. Onun ismi, sağlığında olduğu gibi, yokluğunda da hikmet vurgunu ve sohbet tutkunu dostlarını çevresinde topluyor. O sağlığında nereye giderse gitsin bir mıknatıs gibi, çevresinde bir çekim merkezi, bir sohbet ve dost halkası oluştururdu. Gemuhluoğlu “Dostluk Üzerine” isimli kitapta toplanan yazılarının sonuncusunu 12 Temmuz 1961’de yazmıştı. O günden ömrünün sonuna kadar bir daha yazmadı. “Niçin yazmıyorsunuz” diye soran dostlarına, “Oku emri var, ama yaz emri yok” derdi. Ömrünün son onbeş yılını yazı orucuyla geçirdi. O geç gelmiş gerçek bir Osmanlı bilgesiydi. Sohbetin yazıya eş, hatta yazıdan da üstün bir yanının olduğunu biliyordu. İnsan insanın kurdu değil de, dostu olduğunu sohbet dışında bir yolla anlatmak çok zordur. Kutsal kitaplarda vurgulandığı gibi: “Başlangıçta söz vardır.” John Steinbeck, Nobel konuşmasında, bu ifadeyi günümüzde “sonunda söz vardır” diye değiştirir. Söz vardır, kıran kırana devam eden bir savaşı durdurur. Bunun için Anadolu’da “Söz kılıçtan daha keskindir” denilir. İnsanı insan yapan “söz”dür. “Söz”ün gücünü kavramış bir insandan daha güçlü ve daha etkili bir silah yoktur. Toplumları yazının değil, sözün ustaları değiştirir. Sözün önünde hiçbir güç duramaz. Gemuhluoğlu sözün gücünün en canlı örneğidir. Onun çevresinde yer alan, onun sohbetlerinden yararlanan yazı ustalarının ürünleriyle birlikte onun adı da yaşayacaktır. Nuri Pakdil’in “Bağlanma”sında, Cahit Zarifoğlu’nun “Yaşamak”ında ve Erdem Bayazıt’ın “Sebeb Ey”inde onun düşünce ve eylemlerine şahit olanlar, onu bir daha nasıl unutabilirler? Osmanlı bilgeleri yazdıkları kadar yazdırdıklarıyla da bilinirler. Onlar kitaplarından daha çok kitaplardaki yerleriyle tanınırlar. Gemuhluoğlu da “Dostluk Üzerine”deki yazı ve mektuplarıyla birlikte “Bağlama”ya kaynak ve güç olmasıyla da yaşayacaktır.

Ben onu ilk defa 1968 yılında tanıdım ve sevdim. O günden itibaren aramızda zamanla gelişip güçlenen dostluk bağları oluştu. İnsana huzur ve güven veren bir görünümü vardı. Kalabalık arasında hemen seçilirdi. Sohbetini bir dinleyen, bir daha ondan ayrılamazdı. Gemuhluoğlu’nun yüzünün coğrafyası, üç kıtaya yayılan Osmanlı coğrafyası gibi, zengin ve bereketliydi. Osmanlı’onın çöküşünün acısını tek başına yaşardı. Ancak hiçbir zaman ümitsiz değildi. Sezai Karakoçun Yahya Kemal için söylediği “Bozgunda bir fetih düşü” nitelemesi, onun için de geçerliydi. O da Türkiye’deki bütün olumsuzluklara rağmen, büyük rüyalar görürdü. Yetmişli yılların başında İngiltere’ye gittiğimde, oradan beş arkadaşımla birlikte gönderdiğimiz bayram tebrikine yazdığı mektubundaki vasiyetini hiç unutamıyorum. Bize Hz. Ali’nin “Dünya beni haramından men etti. Ben onun helalinden de geçtim.” sözünü vasiyet olarak bırakmıştı. Dünyanın yalnızca haramlarından değil, yeri gelince onun helallerinden de geçemeyenler, dünyayı yaşanır kılamazlar. Çünkü dünyadan vazgeçemeyenler, dünyayı peşlerinden sürükleyemedikleri gibi, dünya onları peşinden sürükler. O dünyanın burnuna halka takanlardı.