Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Mustafa Özçelik, “Fethi Gemuhluoğlu’nun Yazılarında Yunus Emre’ye Atıflar”

(Birnokta, Ekim 2020)

Son devrin büyük aşk insanı Fethi Gemuhluoğlu, yaygın isimlendirmeyle söyleyecek olursak Fethi Ağabey, gerek yazılarından gerekse onu yakından tanıyanların hatıralarından anlaşıldığına göre bir kelam üstadıydı. Doyumsuz sohbetleri ve hayatının muhtelif devrelerinde yazdığı çok az sayıdaki yazıları da onun bu özelliğini zaten açıkça ortaya koymaktadır. Mesela Nuri Pakdil’in “Bağlanma” kitabında onunla ilk görüşmesini anlatırken “Bu bir görüşme değil salt dinlemeydi, bir onarılmaydı. Onunla konuşan, daha doğrusu salt onu dinleyen onun yanından ayrıldığında iç aygıtlarının bir bakımdan geçirildiğini, onarıldığını mutlaka duyumsamıştır.” demesi onun bu özelliğini çok etkili bir şekilde ortaya koymaktadır.

Sufilere sohbet gerek

Bu durum her şeyden önce onun bağlısı olduğu irfani geleneğin bir neticesidir. Çünkü, tasavvuf eğitiminde her şey sohbet merkezlidir. Gözden çok kulak önemli görülür. Hücvîrî bu durumu “şer‘î hükümlerin kabulü, işitmeye dayalıdır. Bu yüzden kulak gözden, işitmek görmekten üstündür.” şeklinde açıklar. Bu sebepledir ki şeyh konuşur ve her kelime muhatabı için bir hikmetin kapısını açar. Bu yüzden bir dergaha müntesip olan biri, burada yapılan sohbetlerle eğitilir, yetiştirilir. Bu yüzdendir ki Yunus Emre “Sufilere sohbet gerek”der. Tabi işin neticesinde daha ileri bir nokta daha vardır ki o da “Bana seni gerek seni” mısraı ile ifade edilen haldir. Ama bu noktaya gelirken ilk aşamada sohbet en başta gelen uygulamadır ki o da söylenildiği gibi işitmeye dayalıdır.

Fethi Gemuhluoğlu ağabeyin sohbetlerinde ve yazılarında da böyle bir durum
görülür. Muhan Bali’nin 2 Temmuz 1958 Arapgir Postası’nda Fethi ağabey için yazdığı ve bir tür onun fiziki ve ruhi portresi sayılacak sayılabilecek “İçimizden Biri” yazısında da belirttiği gibi o, tam bir sohbet insanıdır. Tabi bu sohbetlerde nelerin söylenildiği, hangi kaynaklarlndan edinilen bilgilerle konuşulduğu ve kimlere atıfta bulunulduğu da önemlidir. Muhan Bali portrenin bu yanını “Geniş bir kültür hazinesi… fakat ağır basan şark kültürü… Tasavvuftan Mevlana’dan hele Yunus’tan kendinden geçercesine bahsediş…. Konuşmaları sırasında ya Kuran’dan bir ayet, ya Hz. Peygamberden bir hadis ya da bir hadisi kutsi, önce Arapçası sonra Türkçesi…” şeklinde belirterek onun sözlerinin kaynaklarına işaret eder. İrfan sahipleri nefislerinden konuşmadıkları için, onlarda söz de sohbet de, ya Kur’an ve sünnet’ten bir lafız yahut bu iki temel kaynaktan beslenen alim ve ariflerin sözleriyle olmaktadır.

Yunus Emre ile hemdem olmak

Doğrusu bu durum anlaşılır bir özellik taşır. Hiçbir şair, yazar, gönül ehli hele mesele aşk olunca bu söylenilen kaynaklara ve isimlere özellikle de söz konusu olan Yunus Emre’ye asla ilgisiz kalamaz. Bu yüzden ne zaman söz bitse ya da onu daha tesirli söylenmek istense imdada Yunus Emre yetişir ve bizi kıyamete kadar besleyecek o bereketli kaynaktan mısralar aktarırız.

İşte Yunus’la hemdem olan kalem ve kelam ehlinden biri de son devrin aşk tercümanı, gönül mimarı Fethi Gemuhluoğlu ağabeydir. O, az sayıdaki yazılarında hem teberrüken hem de sözü tesirli kılmak için mensubu olduğu irfan geleneğinin büyüklerine atıflar yapar. Şüphesiz, yazıya geçmemiş konuşmalarında da durumun böyle olduğu düşünülmelidir.
Burada atıflara geçmeden önce şunu da söylemek gerekir: Gemuhluoğlu, çok az yazı yazmıştır. Bu bir nakısa değildir elbette. Zira biliyoruz ki bazı büyük insanların kitap anlamında eserleri yoktur ya da azdır. Mesela bilindiği ve söylenildiği üzere Tabduk Emre’nin bir kitabı yoktur. Hz. Şems’in tek bir kitabı vardır. Ama biri gönül ocağında Yunus’u pişirmiş, diğeri bize Mevlana’yı armağan etmiştir. Yani onların asıl eseri yetiştirdikleri insanlar olmuştur. Fethi Gemuhluoğlu’nun da “Dostluk Üzerine” (1975’te Aydınlar Ocağı’nda yapılan konuşmanın deşifre edilmiş metni) isimli küçük risalesinin dışında, Serdengeçti mecmuasında (1949), Hürsöz gazetesi (1949) Serdengeçti (1950) Arap- gir Postası haftalık gazetesinde (1956-1959) yayımlanmış sınırlı sayıda yazıları vardır. Bunlara Gökhan Evliyaoğlu’ndan Nuri Pakdil’e, Bahattin Karakoç’tan Nabi Avcı’ya yazdığı yine sınırlı sayıdaki mektubu ekleyebiliriz. Demek ki o da yazıdan çok söze, sohbete önem
vermiş ve bu yolla insan yetişmeyi esas almış, dolayısıyla onun asıl eseri yetiştirdiği insanlar olmuştur.

Yunus Emre’ye atıflar

Fethi Gemuhluğlu ağabeyin Yunus Emre’ye dair atıflarına ilk olarak “Dostluk Üzerine” konuşmasında rastlarız. Bu eserdeki ilk alıntı Yunus Emre’nin “Aşk gelicek cümle eksiklikler biter” mısraıdır. Böyle olması da doğaldır zira bu konuşma baştan sona aşk üzerine söylenmiş ifadelerden oluşur. Bunu bir sonraki sayfada yer alan “Sevdiğimi söylemez isem sevmek derdi beni boğar” mısraı takip eder. Bu mısrayı da peygamberimizin “Sevdiklerinize sevginizi izhar ediniz” hadisini açıklarken hadisin hemen ardından zikretmektedir. Burada dikkati çeken husus ise şudur. Önce söylediklerine bakalım: “Yunus’la meşgul olurken onda kırka elliye yakın beyit ve mısra yakaladım. Gördüm ki Yunus’un çok sevilen mısraları ve beyitleri hadis tercümesinden ibarettir.” Bu tespit son derece önemlidir. Aslında bu cümlenin
derununda “âyet tercümesinden ibarettir” manasını da rahatlıkla çıkarılabilir. Bunu zaten “Yunus’un sözü şiirden amma aslı Kitap’tan / Hadis ile dinene key bil sadık olmak gerek” diyerek bizzat Yunus’un kendisi de söyler.

Bir sonraki atıf ise Serdengeçti mecmuasının Mayıs 1950 tarihli sayısında yer alan, “Mareşalin vefatı üzerine Anadolu’dan birine mektup” başlıklı yazısında yer alır. Burada mareşalin cenazesine hiçbir resmi zorlama olmadan gönüllüce katılan cemaatin onun ifadesiyle “nutuksuz ve cilasız kalabalık”ın samimi hallerini anlatmak için önce “Yüzyılların ardından dost Yunus bağırıyordu” dedikten sonra Yunus’un “Ballar balım buldum / Kovanım yağma olsun” ve ardından da “Kasdım budur şehre varam” mısraını alıntılamıştır. Bu mısralar mareşalin cenazesine katılan kalabalıkların halet-i ruhiyesini anlatmanın yanı sıra milleti, devleti için, insan için derdi olanların durumuna, onlar için çalışanların misyonuna da ışık tutan, işaret eden mısralar olarak görülmelidir.

Diğer bir atıf ise Arapgir Postası’nın 30 Ağustos 1957 tarihli nüshasında yer alan ve bir “er kişi” olarak bildiği “Tevfik Türksoy’un ardından” yazısında yer alır. Burada Yunus’un bütün zamanlardaki üzerimizdeki tesirini anlatmak için “Ben dost yüzünü görmezsem / Bu gözlerim nemdir benim” mısralarına temas eder ve Yunus’u “Soluksuz ve nefessiz kaldığımız kahırlı mı kahırlı, huzurlu mu huzurlu zamanlarda” sözleriyle imdadımıza yetişen biri olarak görür.

Bu mısralar aynı şekilde yine Arapkir postasının 24 temmuz 1959 tarihli nüshasındaki “Bir feryad daha ve Aşık Fehmi’ye açık mektup” yazısında yer alır. Yazının bir vefat hadisesi üzerine yazıldığı düşünülecek olursa buradaki alıntının bir müminin ölüme bakışını yansıtmak için söylenebilecek en güzel mısra olduğu görülür. Alıntının ikinci kez yapıldığı yazıda ise Cezayir bağımsızlık mücadelesi işlenmiştir. Bu yüzden bu alıntıyla hem onların mücadelesi selamlanmakta, hem de onlarla olan kardeşlik, dostluk bağımıza vurgu yapılmaktadır.

Yunus’un “Biz her dem yeniden doğarız / Bizden kim usanası” mısraını ise Arapgir Postası’nın 21 Mart 1958 tarihli nüshasında yer alan “Yeniden bir merhaba” yazısında alıntılar. Bu mısrayı bize “Yunus’un merhabası” olarak aktarır. Ona göre Yunus, bu mısraı ile “Bize merhaba derken yerinde saymanın esirliğinden kurtarıp bizi azad ediyor. Nefis köleliğinin zünnarını kesiyor.” Yine bu alıntıda Yunus’u “Merhabaların has sahiplerinden yahut tek sahip’in has kullarından biri diyor ki” şeklinde takdimi de ondaki Yunus muhabbetinin ve ona bakış tarzının bir göstergesi olarak okunmalıdır.

Bu atıflar, onun mektuplarında da görülür. Düşünen Adam Mecmuasının 12 Temmuz 1961 tarihli nüshasında yer alan “Ali Hatipoğlu için” başlıklı yazısında da yer alır. Yine bir vefat olayını konu edinirken bahsi geçen ismin amcasının ve babasının garip ölümlerini “Bir garip ölmüş diyeler, soğuk su ile yuyalar.” mısraı ile anlatır.

Diğerleri

Fethi ağabeyin atıfları bu yazılarda elbette Yunus Emre ile sınırlı değildir. Yazının hacmini zorlamak için diğerlerine değinmedik. Ama o bu yazılarında Süleyman Çelebi’den büyük hikmet şairimiz Nabi’ye, Mevlana’dan Arif Nihat Asya’ya, Şeyh Galip’ten Eşrefoğlu’na, Bağdatlı Ruhi’den Yahya Kemal’a Niyazi Mısri’den Bedri Rahmi Eyüpoğlu’na, Aşık Veysel’e, Erbili Mehmet Esad Efendiye kadar onlarca şairden alıntılar yaparak hatta bazılarının bir birinin tamamını alarak onlara sık sık atıfta bulunmuştur. Bu durum, yazdığı konunun muhtevası çerçevesinde o muhtevayı tamamlayan, zenginleştiren mısraları almak şeklinde gerçekleşmektedir. Bu arada bu yazılarda atıf yapılan yazıların, şiirlerin asıl kaynağı olarak sıkça ayet ve hadis meali verdiğini de belirtmiş olalım.