Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Müjdat Uluçam, “Gönül Adamı İrfan Fethi Ağabey”

(Köprü, Ocak-Şubat 2019)

Adını ilk defa bir kitapta gördüm. Çevremdeki hiçbir kimse O’ndan bahsetmemişti. “Dostluk Üzerine” kitabında. Yıl 1983’tü. Fakülte’ye yeni başlamıştım. Kitabı aldım ve heyecanla okumaya başladım. Sevdim, bağlandım. O günden beri de Fethi Ağabey’e dikkat kesilir, hakkında yazılanları okur, konuşmaları dinler, O’nu tanımaya, anlamaya çalışırım. “Dostluk Üzerine” kitabı O’nu anlatır, 1975’te yaptığı “Dostluk Üzerine” konuşması yer alır ilk sayfalarda, sonra da vefatından sonra dostlarının, arkadaşlarının hakkında gazete ve dergilerde çıkan yazıları. İlk baskısından bu yana kitap daha da zenginleşti, O’nun yazıları, mektupları, yeni yazılar eklendi, kitap dostlukla büyüyor, yenileniyor, zenginleşiyor…

Fethi Ağabey’e yönelik her geçen gün artan ilgi ve teveccühün sebebi nedir? Halbuki O kendisini, “kırk senedir ‘söz orucu’ tutuyorum. En az 20 senedir, 25 senedir ‘yazı orucu’ tutuyorum. Ne yazarım, ne çizerim. Zaten okur-yazar takımından da değilim” diyen bir kişi. O’ndan bize intikal eden onlarca, yüzlerce makale, kitap bulunmuyor. Sadece vefatından iki yıl önce yaptığı bir konuşma, 1956-59 yıllarında mahalli bir gazete olan Arapgir Postası’nda yayımlanan 30 yazı, iki röportaj ve 1953- 1977 tarihlerinde dostlarına yazdığı 36 mektup. Tekin Erer’in dediği gibi O, zamanımızın Sokrat’ıdır adeta. “Sokrat’ın tek eseri yoktur. Ama 2300 yıldan beri insanlık âleminin en gözde filozofudur. Fethi Gemuhluoğlu’nun da yazılı bir felsefesi yoktur. Fakat tıpkı Sokrat gibi, ‘Dünya’da kötü insanı cemiyet yaratır. Cemiyeti düzeltmek gerekir’ felsefesinin inancı içindeydi.”

Fethi Ağabey’i hâlâ önemli ve değerli kılan husus “insana dost, fikre dost, coğrafyaya dost, tarihe dost, kendi varlığına dost” olmasıdır. İnsana dosttur. Zira, “biz insanda birleşmeliyiz. Kur’ân’ın insanında buluşmalıyız” derdi. En önemli dostlarından birinin, Pakdil’in ifadesiyle “Onunla konuşan, daha doğrusu salt onu dinleyen O’nun yanından ayrıldığında iç aygıtlarının bir bakımdan geçirildiğini, onarıldığını mutlaka duyumsamıştır. İnsan kalbinin, o kalpteki manevi yaraların büyük bir onarım ustasıydı.”

Hasbîdir. Hasbî olarak gençlerin elinden tutmuş, yeteneklerini keşfetmiş ve yönlendirmiştir. Enderûn gibi, bir müessese gibi gayret göstermiştir. Mehmet Genç, “Ben ömrü hayatımda bunu yapan sadece Fethi Ağabey’i gördüm. Nüfûz ederdi, bir bakışta, bir kaç çapraz soruyla bir gencin neye kabiliyeti olduğunu anlar, içindeki cevheri keşfeder ve o yönde yönlendirmeye çalışırdı. O genç de şaşırırdı, hayrette kalırdı. Erol Güngör, Mehmet Çavuşoğlu bunlardan bir kaçıdır. Erol Güngör, O’nun yönlendirmesiyle Hukuk Fakültesini terketti, sıradan bir hukukçu olacakken iyi bir sosyolog oldu. Çavuşoğlu da öyle. Onu da kendi fakültesini terkedip edebiyata, klasik Türk Edebiyatına Fethi Ağabey teşvik etti. Milletimiz düşkün, yoksul olana yardım eder, destekler, ama yetenekli olanı teşvik etmek enderdir, çoğu zaman da hased eder, yükselmesini istemez. Bu meziyet hasbî olarak sadece Fethi Ağabeyde vardı…” diyerek O’nu anlatmaya çalışır. Fethi Ağabey’in tek derdi, asıl maksadı insana ulaşmaktı. Türkiye için, insanlık adına. Zaman zaman gençlere şöyle seslenirmiş; “Ben senin ne ananı, ne babanı, ne de aileni tanıyorum, ne verecek kızım var, ne de alacak oğlum. Ama ben senin için niye dertleniyorum biliyor musun? Çünkü sen Türkiye’nin ihtiyacısın” Bir nesil yetiştirmek istiyordu, insana dost olan…

Fikre dosttur. Necip Fazıl’ın ifadesiyle bir “fikir sakası”dır. Bu ülkenin fikir ve düşünce sahibi, ilim ve irfan ehli nesillere ihtiyacını en iyi hisseden ve gören bir aydın olarak “gönül dölleyip”, aşk aşılamış, gönül çocukları yetiştirmiştir. Tebliği esas almış, tenkidle vakit kaybetmemiştir. Aşk ve şevk insanıdır. Çünkü O’na göre “Gerçek mü’min ve muvahhid kişinin bunalımı olmaz, hayat ‘cezbe’ ve ‘şevk’ üzerine bina edilmiştir. Yaşamak sevincini yitirmemek gerekir”. Necip Fazıl’ın belirttiği gibi “Fethi Gemuhluoğlu, harp meydanında görünmeyen, fakat ateş hattındakilere sakalık eden, nakliye ve levazım kollarına yön veren, hususî çevrelerde ‘mayası halis bir gençlik yoğuran’, gönlü tasavvuf kokusiyle ıtırlı ve dili en murassâ Osmanlıca zarbı içinde İslâmî zevk mazrufiyle nakışlı, son turfanda bir tipti…”

«Düşünen adam yok, düşünen adam yok” diyerek yüksek sesle teessürünü belirtir, “İlmihal bilmek, İslâmı anlamak değildir. İslâmî tefekkürden haberimiz yok. Neyi düşüneceğini bilmeyen kimsenin, düşünmesi mümkün değil” diyerek üzülür dururdu. Eski ve yeni tiyatromuzu tanıyan, bilen ve yakından ilgilenen bir sanatçıdır o aynı zamanda. “Bir Adam Yaratmak” piyesini 13 yaşında, bir çatı katında tek başına oynayacak derecede tiyatroya, edebiyata düşkün, şiiri seven, şiirden anlayan bir münevverdir. “Tuna Şiirleri”ni topluyor, Cumhuriyet dönemi “Türk Şiirini” bir “Antoloji”de bir araya getirmeye gayret ediyor. Muallim Naci’nin meşhur beyti sürekli dilinde; “Hakperestim arz-ı ihlâs ettiğim dergâh bir, Bir nefes Tevhid’den ayrılmadım, Allah bir”

Pakdil’e göre, «Bir annenin çocuğuna dokunuşundaki yufka yüreklilikle yaklaşırdı kitaba. Merhametle yani. Bir canlı gibi görürdü kitabı, öyleydi kitaba bakışı O’nun. Hele, bir konuşma sırasında Kutsal Kitab’ın adı geçmeyegörsün, fizikötesi bir akım geçerdi yeryüzüne O’ndan.” “Tüm okuduklarımız” derdi “bizi olgunlaştırmalı, daha iyi anlayabilmemiz için Kutsal Kitabı.” “İnsan sıcaklığının ancak Kutsal Kitap’la duyumsanabileceğini, insan sıcaklığının ancak Kutsal Kitap’la yeryüzünde büyütülebileceğini anlatırdı bize. (+ Eklerdi: İnsanın bunalımı Kutsal Kitab’ı yeterince anlayamamasından ileri gelmiyor mu?”

Coğrafyaya dosttu, tarihe dosttu, kendine dosttu. Kendisiyle barışıktı. Kendisiyle barışık olmayanın başkalarıyla barışık olacağına inanmıyordu. “Coğrafyaya dost olamadığımız için Anadolu Beylerbeyliğini de artık çok görüyorlar” diyor, uyarıyordu. Sevmediğiniz, bilmediğiniz, tanımadığınız toprağa, vatana sahip çıkamazsınız. Yeryüzüyle, tüm dünya ile ilgili, dikkatinden kaçan hiçbir toprak parçası yok O’nun. Dostlarının da tüm dünyaya dikkat kesilmesini istiyor, Anadolu’yu muhkem kılmak için. Pakdil çok güzel özetlemiş bu ufku… “Çok iyi bilmemizi isterdi Avrupa’yı.” “Ancak” derdi, “böyle ayaklandırılır Afrika”. “Amerika’yı, Rusya’yı, hele Çin’i titizlikle anlatırdı, ne çok kitaplar okurdu bu ülkeler üzerine. Tüm tanıdıklarının eksiğini, adeta gidermek için, ‘okurdu’ sürekli. Bazen, eliyle şöyle bir vururdu masaya “iyi olacak” derdi, “sonunda iyi olacak”, “iyileşiş ordan başlayacak”; bakardım eliyle gösterdiği yöne, hep Ortadoğu’yu gösterirdi. Ortadoğu sanki bir coğrafya olmaktan çıkmış, arkadaşımız oluvermişti.”