Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Metin Eriş, ‘’Bir Alpereni Hatırlarken”

(Zaman, 7 Ekim 1994)

Bugün ülkenin ve dünyanın meselelerini yazmak istemiyorum. İçimden gelmiyor. Olayların temelinde yatan insanı düşünüyorum ve insanı hazırlayan çevre, olaylardan daha önemli geliyor bana. Sistem, ekonomi, demokrasi, devlet. Bütün bunların temelinde yatan insan değil mi? O halde! Siz insanı düzeltmedikçe, insanı ahlâklı, dürüst ve çalışkan kılmadıkça neyi düzeltebilirsiniz! Kişi; ailesi, cemiyeti, toplumu ve ülkesi ile bütünleşerek şekillenir. Çevre insanı, insan çevreyi geliştirir. O halde son günlerde, dünyayı sarsan, adı “Temiz Eller” ifadesiyle aklanmaya çalışılan kirlenmiş insanın ve toplumların yapısının ülkemize yansıyan yeni örneklerinin boy boy, şekil şekil arz-ı endam edişi, doğrusu sadece mide bulandırmıyor, insanı Türkiye’nin geleceği için ürkütüyor da… 

Bütün bunları düşünürken gözlerimin önünden beyaz saçları, beyazlaşmaya başlamış bıyıkları, gülen gözlerinin etrafında şekillenen derin düşünce çizgileri ile insana huzur veren ama anlayanı düşündüren bir çehre geçti. Onu kaybedeli onyedi yıl olmuş. Bir ekim sabahı sevdiğim dost bir sesin “Metin, Fethi ağabeyi kaybettik” deyişi hâlâ kulaklarımda. İnanamamıştım. İnanmak gerçekten çok zordu! Sonra, bir hafta önceki bir olayı hatırladım. Tekirdağ’a on kilometre mesafedeki sahil sitesinde, bize uğradığında çoğu defa yaptığı gibi yine “Bacım bir kahveni içeyim, sonra da Metin’imle biraz yürüyeceğiz” deyişini hatırladım. Yürüyüş esnasında ülkemizi, insanımızı ve gençlerimizi konuştuk. Arada soruları oluyordu ama çoğu kendi konuşuyordu. O gün tuhaf bir duygusallığı vardı ve “artık vaktinin geldiğini” söylüyordu. Sanki uçar gibi bir başka dünyadaydı. Bir süre önce geçirdiği bir rahatsızlık dolayısıyla çok sevdiği, gerçek ilim adamı ve Müslüman dediği Prof. Dr. S. Yalçın’ın hâzik kontrolünde hastaneye yatmış ve dinlenmişti. Bize göre, önemli bir rahatsızlığı yoktu. Ama neden böyle düşünüyordu? Ayrıca Fethi ağabeye ölümü yakıştırmak mümkün değildi. Zira, sahiplendiği, ellerinden tuttuğu yüzlerce, binlerce genç onsuz ne yapardı sonra!.. Ama takdire mâni olunmuyordu!.. Ve onu kaybettik. Aradan şu kadar yıl geçti ve ne yazık yeni Fethi Gemuhluoğlu’lar bir daha gelmedi!.. Bugünleri yaşasaydı, son konuşmamızda olduğu gibi herhalde yine “Bu millet ırzı kırıklardan kurtulmalı, bu milletin bir erkek sese ihtiyacı var” derdi. Yanlış mı? Vefat ettiği 1977 yılından bu yana iyiye gidenler yanında çirkinleşenler ve kirlenenler o kadar çok ki! Ve bir erkek sese o kadar çok ihtiyaç var ki… 

“Fethi ağabey kendisi için yaşamamıştı.” Biraz fazla iddialı bir söz gibi ama hayır. 1960’lı yıllardan itibaren tanıdığım Fethi ağabey, hep “gençlerin daha iyi, daha başarılı” olmaları ideali için çırpınmıştı. Onun için gençler, Anadolu toprağının son Osmanlı hasadıydı. İşte bu yüzden dünya hayatını sadece bu kıymetler uğruna kabullenmiş, kendisi ve ailesi için mütevekkil, davası içinse celalli bir ruh adamı hüviyetindeydi. Ben onu sayıları az olan ve dünyaya gelişlerinin sırrı, “gönüllerini insanlara açmak” veya bir başka anlamda bütün varlıklarını sunmak olan kâmil vasfı ile tanıdım. O sanki sadece vermek; milletinin ve ülkesinin geleceği ile dolu olacağına inandığı gençlere madde ve mânâsı ile vermek için yaşıyordu. Tıpkı gazilik, şehitlik gibi güzellik taşıyan bir ruh halinde bütünleşen ahlâkının cismaniliğe dönüşümüne verilebilecek tek sıfatın “alperenlik” olabileceği gibi. Fethi ağabey, bilinen Ahmet Yesevi soyunun yüzyılımızdaki son halkasıydı. O coşkun, bazen hırçın ve öfkeli, bazen yumuşak ve okşar gibi akan güzel Türkçesi ile insanları hep görmek istediği hizmet makamına doğru iterken, yüreğinde çağlayan millet sevgisiyle kanatlanırdı. “Çağımızın alpereniydi” diye gönlümden geçen sesin sebeplerini düşünüyor ve “Evet, onun kadar fedakâr, gördüğü ihanetlere rağmen onun kadar cefakâr, sadece milletini düşünen ve bir örgü gibi dokunduğu, vatanın geleceğine hazırladığı gençleri için Yunus sabrı gösterebilecek kaç kişi olabilir ki… 

Onun bu büyüklüğü bazen istismar da ediliyordu. Bunu bilir, öfkelenir ama yine, genç fideler dikmekten yılmazdı. Bilirdi ki, iyiler ve kötüler hep olacak ve iyilere giden yoldan ümit kesilmiyecektir. Sevgili Fethi ağabey, Hak için didinmekten kaçınmazdı, gönülden savaşırken ümid ederdi ki bir gün kötü ve uğursuzlardan bile pişmanlık ışıkları doğabilecektir. İki yüzlülüğe çok kızar ve insanlardaki menfaat kavgasına iğrenerek bakardı. Madde onun için el kiriydi. Bulaştıkça daha çok kirletirdi. O yüzden, “Maddeye sahip olun ama o size sahip olmasın” derdi. 

Fethi ağabeyi muzdarip bir gönül adamı olarak da hatırlıyorum. Ama ve nihayet, kendi tabiriyle, tam bir “aşk” adamıydı. Bu noktada zarafetle bütünleşen dostluğunun güzelliğini görmemek imkânsızdır. İşte bugünlerde öylesi alperenlere ihtiyaç daha çok duyuluyor. Gürleyen sesiyle, insanın içine işleyen bakışlarıyla kirlenmiş, ihanet çizgilerine yapışmış kişilere şamar gibi inecek ve ruhu sarsacak ifadeler taşıyan şahsiyetlere ne kadar ihtiyaç var. Çok şey değişir miydi? Belki hayır. Ama hiç değilse, bir çoğumuz için bir melce idi. Allah’ın rahmeti bu güzel insanlarla olsun