Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Mehmet Genç, “Dostluğun İlk Harfi: Fethi Gemuhluoğlu”

(29 Aralık 2010 tarihli anma toplantısı)

Bunu beklemiyordum. Daha alim adamlar var. Onlar konuşacak, ben dinleyeceğim ve ondan sonra bir iki kelam ederim, diye düşünüyordum. Bir ilk sürprizle karşılaşmış bulundum.

Fethi Gemuhluoğlu, sözün ustasıydı. Burada tanıyan vardır herhalde. Benim yaşımda olanlar mutlaka tanıyordur. Otuz üç yıl geçtiğine göre, elli yaşından yukarı olanlar için tanımış olma şansı var. Sözü çok iyi kullanırdı. Hakikaten, belgeselde bahsedildi, Türkçeyi çok iyi biliyordu. Ve zeki bir adamdı. Fethi Gemuhluoğlu, aklı çok gelişkin bir adamdı.

Ben onu on beş yaşlarımda filan tanımıştım. Doğum tarihine göre, otuzunda bile değildi. 1950’de Türk Milliyetçiler Derneği’ne gitmiştim, o zaman lise öğrensiydim. Orada büyük ağabeylerimiz vardı. Onların arasında Fethi Gemuhluoğlu’nu gördüm. Hiç tanımıyordum o zamana kadar. ‘’Kim’’ dedim, ‘’bu konuşan adam?’’. İsmini söylediler. Bu isim ve bu yüz hep aklımda kaldı. Sonra lise bitti, başka taraflara gittim. On sene kadar sonra İstanbul’a geldim. Rahmetli Mehmet Çavuşoğlu çok yakini idi. Çok anlattı, çok çok. Nihayet gittik ziyaretine Fethi Ağabeyin. Ağabey diyorduk, böyle söylüyorduk, böyle söylemeye de devam edeyim müsaadenizle. İlk gittik ve ondan sonra hep yakın olduk, lütfetti, onu çok yakından tanımak mazhariyetine eren bir insanım. Onun için mesafe koymak… 33 yıl geçmiş Darül Beka’ya intikalinden. Ben sanki dün gibi düşünüyorum.

Sayın Bakan Mehmet Aydın konuşurken onu Sokrates’e benzetti. Gerçekten bende de hep Sokrates intibaını uyandırmıştır. Sokrates, biliyorsunuz, kendisi yazmadı ama tabii onun Platon gibi bir yazarı oldu. Fethi Ağabeyin yazarı da olmadı. Ama o kadar büyük çeşitlilik içinde milletimizin çekirdeğini adeta yoğurdu. Biz hepimiz burada olanlar ve burada olmayanlar onun Platon’ları gibiyiz. Herkesi çok etkiledi.

Belgeselde ‘’Cevheri olan insanları keşfediyordu.’’ diye bahsedildi. Cevheri olan insanları keşfetmiyordu, her insanda bir cevher keşfediyordu. Nasıl her mermer parçasından heykel yapılabilir, eğer yapabiliyorsanız. Fethi Ağabey öyleydi. Herkeste bir yetenek buluyordu. Ben şuna benzetiyorum. Hazreti Peygamber’in çok meşhur Hadis-i Şerifi var.  Köpek leşini gören sahabiler başlarını çevirince Hazreti Peygamber bunu fark ediyor ve onları utandırmadan geçtikten sonra ‘’Ne güzel dişleri vardı’’ diye meşhur hadisi var. Fethi Ağabey o hadisin ruhunu içine sindirmiş ve herkeste güzel dişi arayan bulan bir adamdı. Ve onu geliştirmek için de muazzam bir misyonerlik yapardı. Mesela tanıyanlar bilir. Fethi Ağabey methetmelerinde biraz mübalağa ediyor, övgülerinde biraz aşırıya gidiyor. derlerdi.  Halbuki o genç insanı övgüde aşırıya gitmenin Fethi Ağabeye bir faydası yoktu. Onu anlamakta zorluk çekenlerimiz vardı. Ama çok çabuk anladık ki, herkesin yapabileceği en iyi işi, en önemli başarıyı hemen keşfediyordu ve onun o vasfının üzerinde ısrar ederek o istikamette gelişmesini sağlıyordu.

Yalnız herkeste bir cevher keşfetmekle yetinmiyordu, bu cevherin gelişmesi için fiilen yardım ediyordu. Bu, benim çocukluğumdan beri benim memleketimde örneğini görmediğim yegane şeydir. Onun için 33 sene geçtikten sonra, burada bu kadar kalabalık, bu kadar telgraf, ve hep yaşayacak zannediyorum. Bulduğu cevheri sonuna kadar destekliyordu.

Osmanlı devleti sona ererken Osmanlı sistemi hakkında araştırma yapan, bir tez yazan meşhur bir Amerikalı vardır: Albert Howe Lybyer. Boğaziçi üniversitesinde hoca idi. Zannediyorum, 1913-14. İmparatorluk biterken Osmanlı Devletinin özü, yapısı hakkında önemli bir tez yazdı. Tezinin adı, Türkçeye de çevrildi, ‘’Kanuni Sultan Süleyman Devrinde Osmanlı İmparatorluğu`nun Yönetimi’’. Orada Lybyer şunu söylüyor. Osmanlı sistemini anlatıyor, devşirme ile nasıl bir elit oluşturuyorlar ve bu elite nasıl bir sorumluluk yüklüyorlar, nasıl bir sorumluluk ve ödül ve yetki veriyorlar. Bunu mükemmel bir şekilde anlattıktan sonra, bunu diyor, bugünkü Amerikan demokrasisi ile mukayese edersek hangisi ne derecededir, diye bir sayfa açar ve Amerikan demokrasisini över, Amerika fırsatlar ülkesidir, herkese önündeki engelleri kaldırır ve gidebileceği yere kadar serbestçe yürümesine imkan veren mükemmel bir sistemdir, der. Osmanlı sistemi ise, yeteneğin önündeki engelleri kaldırmakla yetinmez, yeteneği kulağından tutar ve gidebileceği yere bizzat kendisi götürür. Böylesine rasyonel liyakat sistemi, meritokrasi, dünya tarihinde görülmemiştir, diye ifade eder. Osmanlı’nın bu özelliği, imparatorluğun sonuna kadar belki aynı mükemmeliyette olmamakla birlikte yaşamaya devam etti.

İmparatorluktan sonra bunun izini hiçbir yerde görmedim, Fethi Ağabey hariç. Fethi Ağabey sanki o sistemin son temsilcisiymiş gibi herkeste bulunan en iyi yeteneği bulur ve onun gelişmesi için fiilen yardım ederdi, kendisi bizzat o çok geniş çevresiyle temaslarını bu amaçla kullanırdı, kendi şahsi menfaatleri için değil. Ben rahmetle, şükranla ve minnetle anıyorum. Benzerlerinin niçin çoğalmadığı hayreti içinde teşekkürlerimi arz ediyorum.