Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Mahmut Bıyıklı, “Gemuhluoğlu’yla Aynı Safta Olmak”

(Tohum, Aralık 2019 – Ocak Şubat 2020)


Fethi Gemuhluoğlu’nun hayattayken yürüttüğü dünyayı güzelleştirme vazifesi devam ediyor. Fani âleme veda edişinin üzerinden kırk yıldan fazla geçmesine rağmen hâlâ gençlere ufuk açıyor, hâlâ yüreklere yeni sevdalar düşürüyor. Aydınlar Ocağı’nda yaptığı meşhur konuşması sanki dün yapılmış bir konuşma gibi tazeliğini koruyor. Sohbet meclislerinde ismi geçtiğinde yüzleri sevinç kaplıyor. Gençlerle yaptığımız programlarda her zaman Gemuhluoğlu gelip baş köşeye oturuyor. Gündemimizi yine o belirliyor ve bize o narin sesiyle ’’Büyük rüyalar görün; hayalleriniz, düşleriniz büyük olsun. Osmanlı bir rüyanın eseridir. Medeniyet insanlığın büyük rüyasıdır.” diyor. “Âşıklar ölmez” sözünü doğrularcasına bizi doğruya çağırmaya, eğri odunlarımızı doğrultmaya devam ediyor.

YUNUS GÖNÜLLÜ
Akıl terazisi her hakikati tartamaz. Yaradılış sırrını çözen insanların dost kapısı kapanmaz. Gönlü duru olan herkes onların kapısından girip kendisine çok rahat yer bulur. Toprağa iyilik ekenlerin, topluma değer katanların tesiri bitmez.
Gemuhluoğlu da Horasan erenleri gibi ışıklı iman adamlarının ulu misyonlarını çağımızda bilgece yürütmüş, tasavvuf okyanusundan doya doya nasiplenmiştir. Mesela Yunus’umuz nasıl “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır” diyerek yaratılan her şeye karşı mükemmel ötesi bir bakış açısı sunuyorsa O da, “Ben şimdiye kadar herkese evliya imiş gibi muamele etmekten hiçbir zarar görmedim.” demiştir. Onun hayatını okurken yüzyıllarca yaşamış bir ermişin menakıbnamesini okuyor hissine kapılışımız boşuna değildir.
Geleneğin izini sürdürerek iz bırakmıştır. Yol büyüklerine sarsılmaz bir aşkla bağlıdır. Tasavvuf yolunun hâl yolu olduğunu hâliyle herkese gösterir. Riyadan uzak durur, riya saltanatının ömrünün uzun olmadığını sıkça vurgular. Dünyalıklardan, makam, mevki sarhoşlarından, derdi dünya olanlardan hiç hoşlanmaz. Dert aşılamaya çalıştığı insanların arasında dünyaya meyledenleri gördüğünde kahrolur, üzülür ve üzüntüsünü şöyle dile getirir:
“Şevki seçiniz. Aşkı seçiniz. Ben aşksız insanlar görüyorum. Huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar, hâlâ büyük büyük pazarlıklar peşindeler. Türkiye’nin içinde bulunduğu felaketi idrak etmiyorlar.”

MEDENİYET SAVAŞCISI
Gemuhluoğlu büyük bir savaşçıdır. Durdurulan medeniyetimizin yeniden dirilmesinin savaşını vermiştir. Kitapsız, peygambersiz, ilahî terbiyeden nasipsiz, besmelesiz toplumlar üretmeye ant içmiş bir avuç bozguncu zihniyete karşı destansı bir kavga vermiştir. Oğlu Ali’ye yazdığı mektupta “Türkiye’mizin bütün çocukları ve anneleri için kavgaya katılmayı ibadet addediyorum.” demiştir.
Yılmamış, yorulmamış, yeniden kul ve ümmet kimliğine sahip, insan olma şerefini haiz, haysiyetini ve yüceliğini Yüce Yaratıcı’sının kudretine boyun eğmekten ve sonsuz merhametiyle beslenmekten alan sağlam, omurgalı bir nesil yetiştirme davasından son nefesine kadar vazgeçmemiştir.
Peygamber ahlakından bahsedip ahlak sıkıntısı çekenlerin tam tersine hâliyle, kaliyle asr-ı saadet huzurunu, Peygamber ahlakını hakkıyla bu çağda yaşayan adamdır o. Peygamber’ine tam bağlıdır. Peygamber’i aradan çıkaran din anlatıcılarının, proje misyonerlerinin aksine bütün yolların Resul’e bağlılıkla aşılacağını işaret eder. Pakdil’in ifadesiyle Peygamber-i Ekber’e bağlanmadan yürünmeyeceğinin, O’nsuz yürüyüşlerin insanlığı çıkmaz sokaklara götüreceğinin altını çizer.

VATAN SEVDALISI
Fethi Gemuhluoğlu samimi vatanseverdir. Yersiz yurtsuz olanların çektiği acıları iyi bilir. Esir Türklerin, vatansız Müslümanların dertleriyle dertlenir, onları anlatır, onları yazar. Vatanlarını yaşanmaz bulanlardan da vatanlarını yaşanmaz kılanlardan da haz etmez. Yaşadığı topraklara bağlılığı aşk derecesindedir. Tavsiyesine uyan, onun bereketli ırmağından beslenen delikanlıları millî ve manevi değerlere bağlılık noktasında uyarır, aydınlatır. Memleket sevgisinin yüreklerinde kök salması için ince ince işler onları. Yanından ayrılan her gencin gönlünde bir bayrak aşkının, vatan aşkının ateşi yanmaya başlar. Coğrafyaya, tarihe, insana ve vatana dost olma uyarısını her seferinde hatırlatır.

KENDİNE ÇAĞIRMAZ KENDİSİ OLMAYA ÇAĞIRIR
Gemuhluoğlu’nun Büyük Türkiye ideali vardır. Bu idealin hareket alanı bütün yeryüzüdür. Ona göre Büyük Türkiye, türküsünü Asya’da da Afrika’da da Avrupa’da da Balkanlarda da Ortadoğu’da da söylemelidir. Ömrünü bu ideale adamış, bu sevdayı taşıyacak gençler yetiştirmiştir. Geleceğin Türkiye’sini yönetecek kadrolara büyük devlet olmanın mesuliyetini yüklemiştir. O bazıları gibi bu ülkenin gençlerini kendine değil kendi olmaya çağırmıştır. Yine birileri gibi gençlerin beyinlerini uyuşturarak onları sorgusuz teslim olmaya değil beyinlerini çalıştırarak, sorarak ve de sorgulayarak temsil olmayı öğütlemiştir. Kendisi de ehl-i tarik olmasına rağmen yanına gelen ve burs vererek ilgilendiği hiçbir gence kendi yolunun ve pîrinin ismini bile anmamış, bugünkü meşum örneklerdeki gibi kendi meşrebinin propagandasını yapmamıştır. Gemuhluoğlu’nun Türkiye’sinde yetişen bütün gençler “önce ülkem” deme şuurunu kazanmıştır. Günümüzde bu eğitim metodunun anlamını millet olarak daha fazla anlamakta ve kavramaktayız.

GEMUHLUOĞLU UFKU
Gemuhluoğlu’nun en özgün yanlarından birisi sloganların ülkenin her yanını sardığı bir dönemde ısrarla ve inatla sanata vurgu yapmasıdır. Sanat ve edebiyatın toplumları etkileyen çok etkili araçlar olduğunu iyi bildiği için sanat ve edebiyatla uğraşanları daima teşvik etmiştir. Bu ufuk, Gemuhluoğlu ufkudur. Yanına gelen gençlere, “Cebinizde kalan son lirayla simit alıp da karnınızı doyurmayın, gidin onunla bir film yahut bir tiyatro seyredin.” diyen bir insandır. Bu tavsiyeyi başka kanaat önderlerinden duymadı gençler. Eğer 60’lı, 70’li yıllarda bu yönlendirme ve kültür sanat aşısı Gemuhluoğlu’nun yaptığı gibi bütün gençlere yapılsaydı bugün sinemada, tiyatroda, kültürde ve sanatta zirvede olunurdu.

YAZGI
İstanbul’un büyük gazetelerinde istese çok rahat köşe yazabilecekken küçük bir kasabanın gazetesinde yazılar kaleme alması da günümüz insanın kolay anlayabileceği bir durum değildir. Arapgir Postası’ndaki muhteşem yazılar okuyanı alıp başka coğrafyalara, başka iklimlere, başka âlemlere yolculuk ettirir. Öyle ki okuyanlar çok yazmadığına yanıp keşke çok yazsaydı, sular seller gibi okusaydık, demekten kendini alamaz. Yazar dostları ’’Yazmada ısrar etseydi Cumhuriyet tarihinin edebiyat zirvelerinden biri olurdu’’ demiştir.

TENKİT HASTALIĞI
Fethi Gemuhluoğlu anmalarından sonra dilime hep şu cümle dolanır: Anmak değil olmak gerek. Gemuhluoğlu ahlakının taliplisi olmamız gerek. Günümüzde maalesef hiç kimse hiçbir şeyi beğenmiyor, herkes her şeyi tenkit ediyor. Çağımızın hastalıklarından sayılacak kadar büyüyen bir tenkit hastalığıyla karşı karşıyayız.
Gemuhluoğlu muhabbet halkasındaki gençlere tenkitten uzak durmalarını salık vermiştir. Türkiye’de yanlışlığın tenkit fikrinden başladığına dikkat çekmiştir. Çünkü kendisi tenkit etmez, tebliğ eder. Uyarısı uyanık olmamız içindir, uyandırmak içindir. Size, “Coğrafyaya da dost olamadığımız için, Anadolu Beylerbeyliği’ni artık çok görüyorlar.” der bağrı yanarak. Elimizde kalan son toprak parçasının kıymetini bilmemizi ister.


GEMUHLUOĞLU’NUN SEZGİSİ
Fethi Gemuhluoğlu olaylara bir noktadan bakmaz, geniş bir perspektifle yaklaşır. Sezgileri güçlüdür. Bir ayağı Anadolu üzerinde sabitken bir yandan yeryüzünü tarar. Hiç kimsenin anmadığı zamanda, hiç kimsenin gündeminde yokken Afrika üzerine gürül gürül yazılar yazar. Afrika uyanacak der. O yazıların yaktığı ateşle onlarca yıl sonra Türkiye Cumhurbaşkanı Afrika’ya gider ve Fethi Gemuhluoğlu’na selam durur. Dedikleri birer birer çıkar. Sovyetler dağılmadan yıllar önce Asya silkinecek üzerinden Rusya atacak der. Arifane hissedişin, dahiyane bakışın tezahürüyle olayları incelikli ve derinlikli bir şekilde yorumlar. “İlk fitne Şam’dan çıktı, son fitne Şam’dan çıkacak. Suriye işi bizi çok uğraştıracak.’’ der. Sadece Suriye meselesi değil, ilgi alanındaki diğer meselelerdeki tespitleri de onu haklı çıkarır.

GEMUHLUOĞLU OLMAK
Çok uzun sayılamayacak ömründe Fethi Gemuhluoğlu Türkiye nöbetini en esaslı bir şekilde yürütür. Gençlerin dertleriyle dertlenir, yüreğinin çadırında her renkten, her meşrepten insan konaklar. Bugün ülkemizin içine düşürüldüğü ayrışma ortamında onun gibi birleyen, birleştiren isimlere ihtiyacımız var. Yine bugün yurdun her yanında açılmış yüzlerce üniversite; üniversitelere giden yüzbinlerce gencimiz var. Hepsi de kendilerine uzanacak bir Fethi Gemuhluoğlu eline, Gemuhluoğlu gönlüne ihtiyaç duymakta. Bizler Gemuhluoğlu’nu anmakla birlikte Gemuhluoğlu gibi olmayı, onun insan sevgisini dostluk anlayışını sürdürebilmeyi de konuşmalıyız. Çünkü gençliğimizin duygu ve düşünce dünyası çeşitli saldırılarla hırpalanmakta, derin yaralar almakta.
Kendisini Gemuhluoğlu safında görenler onun yüreklendirdiği yazarlar, akademisyenler şehir şehir dolaşıp gençlere ulaşmalı. Dostluk seferberliği başlatarak yeni nesillere insana ağaca, çiçeğe, tarihe ve geleceğe dost kalabilmeyi aşılamalıdır. Gemuhluoğlu’nun safında olmak bunu gerektirir.

GEMUHLUOĞLU’NUN SAFI
Fethi Gemuhluoğlu bulunduğu bir dost meclisinde birisiyle tanıştırılır. Tanıştırıldığı kişiye, “Ben sizi bir yerden tanıyorum.” der. Adam nereden tanıştığını çıkaramaz. Fethi Ağabey devam eder, “Biz sizle bir dost cenazesinde aynı safta durmuştuk. Ben aynı safta durduğum kişiyi unutmam. Bilmediğim kişiyle de aynı safta durmam.”
Ne mutlu Fethi Gemuhluoğlu ile aynı safta olanlara…