Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Mahmut Bıyıklı, ‘’Çok Güçtür İnsanın Tutunabilmesi İnsana’’

(Bir Nokta, Ekim 2007)

Vefatının 30. yılında Fethi Gemuhluoğlu’nun aziz ruhuna saygıyla…

İnsan kalbindeki manevi yaraların büyük onarım ustalarından sadece biriydi.
Konuşurken sizi de yanına alarak bir amaca doğru yürüyen;
Yürürken yüreklendiren, yüreklendirirken hiç durmadan amaca yürüyen bir çağ yürüyüşçüsüydü.
Yürüyüşü düşmanlardan korumanın sanata ve edebiyata düştüğüne yürekten inanırdı.
Ruhun ihtiyaçlarının konuşulmasının ayıplandığı çağlardan birinde gelmişti.
Öyle bir çağdı ki o çağ; sonsuza ekli kısmını unutmuştu insan.
İnsan kaçıyordu kendinden.
Kendini kendi yapan değerlerinden.
İşte o zaman meydan yerine yüreğini serdi.
Almadan, almanın adını anmadan hep verdi.
Çünkü insanı çoğaltan insanlara ihtiyaç çoktu o zamanlar.
İnancın ve bağlılığın evrensel ışığına ve coşkusuna çok ihtiyaç vardı dolayısıyla.
Bunun içindir ki büyük insan araştırmacıları, konusu hep insan olan tezler yapıyorlardı usulca.
Zaman zordu. İnsanın çağa çıkartılması gerekiyordu. Bunun için elinden tutan ustalar gerekiyordu.
İç dünyasının bakımıyla ilgilenmeyi unutmuştu çünkü insan.
Ve unutmuştu yaratılışındaki bilgeliği.
Konuşurken hayata bir şeyler ekleyen insanlar lâzımdı velhasıl.
Kişiyi düştüğü yerden ayağa kaldıracak.
Görüldüğü zaman yaradanı andıracak.
İnsanın sıcaklığının ancak Kutsal Kitap’la hissedileceğini bil-fiil öğrenmiş ‘sıcak’ kanlı insanlar.
Ezilenden yana olan ‘alçak’ gönüllü insanlar…
Dilini öğrenerek insanlığı kuşatan
Yalnız acılarına ortak olabilmek için savaşan.
Büyük sorumluluğu yüklenmiş ‘gönüllü’ insanlar…
Gönlü olan insanlar…
Öncüler gerekiyordu.
Gözü görmeyenlere ışığın yolunu gösteren
Kulağı duymayanlara yıldızların nağmesini dinleten
Yürümesini bilmeyenlerin elinden tutan
Ve kulağına, Evlat :“Acıları dindirecek olan sadece iman!
Gerçek iman ise teslim olmak evren yasalarına.
Olmakta olana rıza göstermek
Ama daha iyisini yapmak için çalışmak
Hiç durmamacasına”
Diye fısıldayan gür sesli öncüler.
Öyleydi..
Önce gidenin arkadan gelene yardım ettiği bir nizamda yetişen
Nasıl tutulmuşsa elinden
Öylece sonrakilere elveren
‘Işığ’ın varlığını gören ve gösterendi.
Öyleydi
Aşkının ehliydi.
Zaman zor, devran bozuktu.
Yüreği vardı ama yüreğini yaslayacak bir yeri yoktu insanın.
Mekke yakınlarındaki bir mağara, bir can arkadaşlığı,
Bir çocuğun küçük elleriyle Önder’ine bağlanışındaki yüceliği çıkarmıştı aklından.
Bağlanamıyordu, bir türlü.
Derdi buydu!
Bağlanma; insanlığa girmekti; unutmuştu.
Unutmuştuk.
Ne ki; ne çok ihtiyacımız var
Bağlanma duygusunun sıcaklığına,
Alınıp ruhumuzun bir sıcak avuçta kendine dönmesine
İçimiz yıldızlarca susarken
Susuzluk gibi sükût
Yüreğimizi dağlarken
Ne çok ihtiyacımız var bir insanın bir ordu olduğu
Bin insanın bir hiç olduğu dar bir zamanda
Hafızası tarih kadar güçlü
Coğrafyası ümmet kadar geniş
Dost olan dost olunması emredilen her şeye
Bu ulu ağaç kurumaz, bu defter kapanmaz diye yüreklendiren
El veren el tutan
Tuttuğu elleri hiç bırakmayan
Âşık olan âşık olduran adı aşk ile anılan
Bir ‘bey’e bir ‘ağabey’e ne çok ihtiyacımız var şimdi…