Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Kemal Sayar, “Ülküye, Vatana, Emanete Sadakat…”

(Keşkül, Şubat 2018)

Rahmetli Fethi Bey ile ünsiyetim olabilecek bir yaşta değilim. Çok şükür, kıymetli oğullarını, ailesini tanıdım. Fethi Ağabeyin hikâyeleri ile büyüyen bir kuşaktanım. Nereye gitsek, kimle karşılaşsak birazcık derdi olan herkes Fethi Ağabeyden bahsetti bize. Onun o güzelim Dostluk risâlesini okuyarak, anekdotlarını dinleyerek ve bir saka misali insana ümit, güzellik ve iyilik taşıyan ruhundan ilham alarak büyüdük. Yazarken, düşünürken hep o esintileri aklımızda tuttuk.
Gayb erenlerinden bir tanesi
“Önce selâm, sonra kelâm” derim; yine “Önce refîk, sonra tarîk” derim ve Allah’ın selâmı üzerlerine olsun derim; ve görüneni, görünmeyeni selâmlarım; ve evveli ve âhiri ve zâhiri ve bâtını ve Sâhib-i Hakîkî’yi selâmlarım; Ricâlü’l-Gayb’ı selâmlarım; ve selâmlarım, ve selâmlarım, ve selâmlarım.”
Merhum Fethi Bey, Dostluk risâlesinde sadece görünen âlemi selâmlamıyor, görülmeyene de, gaibe de bir selâm veriyor. Ve ricâlü’l-gayba da selâm ediyor. Ben rahmetli Fethi Bey’in hayat öyküsüne baktığım zaman ricâlü’l-gaybdan bir insan görüyorum; ruhu öte âlemlerde dolaşan, ara ara dünyamıza gelen, dünyada insanların ruhlarına gıda veren, onları esinleyen, bulundukları halden birazcık daha ilerilere taşımak isteyen, içlerindeki cevheri açığa çıkaran bir hâdim, bir hizmetkâr… İnsanların ruhlarındaki iyiyi açığa çıkarmak, gömülü kalmış yetenekleri fâş etmek ancak iyi bir muallimin yapabileceği bir şeydir. Merhum Fethi Bey, yüzlerce, binlerce insan yetiştirmiş ve âdetâ bugünleri mayalamıştır. Okuyan yazan kuşakların her bir ferdi ona gönül dolusu şükran borçludur.
Gönül, onun anahtar kelimelerinden bir tanesi. Fethi Bey, “Her şey gönülde cereyan ediyor.”, “İnsanları gönül döllüyor” derken, aslında kendi misyonuna, vazîfesine, kendisine vazîfe ittihaz ettiği o ulvî var olma biçimine de atıfta bulunuyor. Aslında bir muallim olarak kendisi de gönlü ile sonraki kuşakları öylesine döllemişti, onları o kadar bereketlendirmişti ki, 40 yıl sonra bile hâlâ o ruhaniyet aramızda dolaşıyor ve ondan bahsedebiliyoruz.
Çağına dost, nesillere dost, sadâkate dost…
Fethi Bey, gayb erenlerinden bir tanesidir. Ve böyle zâtlar, fizik varlıkları aramızda olmasa da rûhânî varlıklarıyla bize su taşımaya devam ederler. Benzer şekilde, ‘dost’ ile ilgili bir tanım vardır: Dost, fiziken bizim yanımızda olmasa bile sesini işittiğimiz kişidir. Yanımızda yöremizde değildir ama sesi içimizde deveran etmeye, bize söylemeye devam eder. Fethi Bey sadece kendi kuşağının değil, kendisinden sonraki kuşakların da dostudur. Çünkü onun hayra, iyiliğe, güzelliğe çağıran sesi hâlâ içimizde yankılanmaya devam ediyor.
Yine onun hayatına baktığım zaman, anahtar kelimelerden bir tanesinin sadâkat olduğunu düşünüyorum. Ülküye, vatana, emânete sadâkat… İnsan yetiştirme hevesi; emâneti bir başkasına tevdî etme, emânetin yakıcılığını, önemini, kıymetini sonraki nesillere aktarma gayreti işte bu sadâkat duygusundan besleniyor bana sorarsanız.
Soylu insanlarda görülen ve psikolojide (insan derinindeki) ‘iç-bütünlük’ denilen bir haslet vardır. Bu kavramın içine neler giriyor diye düşündüğümüzde hemen şu vasıfları sayabiliriz: Sorumluluk, doğruluk, başı dik olmak, bozulmadan kalmak, dürüstlük, ahlâkî yükümlülük, süreklilik, vicdan, ihtiyat, iffet, saflık, tutarlılık, sevecenlik, kutsallık, maneviyat… Bütün bu sıfatları, meziyetleri kendi bünyesinde taşıyan, kuvvetli bir iç-bütünlüğü olan yüksek bir şahsiyet olarak görebiliriz merhum Fethi Bey’i.
Aşk, ölüm, feragat
Hepimizin dikkati ilgilendiğimiz saha tarafından celbediliyor. Dostluk risâlesine bu nazarla baktığım zaman, insanın ruhsal iyiliği ve sıhhati açısından da muazzam bir reçete görüyorum. Fethi Bey, mü’min ruhunun nerede kemâl bulacağının, ne yaparsa zeval bulacağının mükemmel bir reçetesini sunuyor. Şöyle söylüyor: “Yaşama sevincini yitirmemek, amma hiçbir şeye yerinmemek ve sevinmemek mesleği İslâm’ındır. Bunalım, Batı insanınındır.” Aslında burada genç nesillere “Varoluşun hangi katmanlarında anlam arayacaksınız? Bunalımda mı anlam arayacaksınız yoksa başka vâdilerde mi dolaşmanız lâzım?” sorusuyla ilgili bir ufuk tâyin ediyor.
Bütün aşk erbâbında olduğu gibi onda da akıl ve aşk arasındaki karşıtlık, -kısa fakat belki her satırını ezberlememiz gereken- bu risâlede yakıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Merhum Fethi Bey şöyle yazıyor: “Aklı olanlar, aşkı seçsinler ve aklı terketsinler. Akla mâlik oldukları halde… Asıl saltanat, asıl saltanat-ı ilâhiyye, mâlik olduğu şeyleri terketmektedir.” Bu sözde muazzam bir derinlik var. Aynı risâlede ve değişik sohbetlerinde ve bize intikal eden anekdotlarında hep aşktan bahsediyor, bizi aşka çağırıyor. Çünkü bu toprakların mesleği, aşk mesleği. Çünkü aşk, vazgeçişle, feragatla kaimdir. Kendi tûl-ı emelinden, nefsanî arzularından feragat etmeyen, soyunmayan nefslerin bir şey inşâ edebileceğine besbelli Fethi Bey de inanmıyor.
Bizi, nefslerimizi katletmeye davet ediyor. Her birimiz kendi nefislerimizle yaşıyoruz, yeri geldiğinde nefislerimizi parlatıyor, ön plana çıkarıyor, oradan aldığımız oksijenle hayatiyetimizi sürdürdüğümüzü zannediyoruz. Bu söylenmesi kolay ama yapılması çok zor bir meslektir. Ama kendisi varını yoğunu bir dâvâ uğruna feda ettiği, bir ülkü adına feragat edebilen bir insan olduğu için bize çok güzel bir örneklik teşkil ediyor. “Ben nefsimi katlettim, hem şehîdim hem gâzî!” dememizi istiyor. Ve bunu diyebilme iffeti ile bize bir ufuk tâyin ediyor yine. Kendinden geri durarak dâvâyı, ülküyü, izzeti yükseltmenin ufkunu çiziyor hepimize.
“İnsan gönülden ibarettir.” diyor. Ama bizi ruhun hastalıklarına, marazlarına karşı da uyarmamazlık edemiyor, o risâlede. “Uykuya dost olmayın.” “Hırs-ı mal ve hırs-ı câha dost olmayın.” diyor. Neyzen Tevfik’e gönderme yaparak; “Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye” mısra’ını naklediyor bize.
Hz. Peygamber(s.a.s)’in bir hadîsini naklederek, “‘Ölüm mü’minin tuhfe-i cânıdır.’ Sâhib’ine, Rabb’ine cânını hediye etmesidir, tuhfedir.” diyerek bizi ölüme dostluğa çağırıyor. Ölümle yüzleşememek, ölüme doğrudan bakamamak, kendi ölümü üzerine düşünememek, kendi ölümüyle hemhal olamamak… Modern insanı bilinç ayıklığından alıkoyan şeyler. Ve belki bugün inandığını söyleyen insanları içten içe kemiren bir kurt. Ölüme dost olmaya sevk ediyor merhum Fethi Bey bizi. Bu tür bir bilinç, insanı hem süflî arzulardan soyar hem de batmayacak, sönmeyecek bir ülküye doğru yönlendirir. Böylece kendi içimizdeki varoluşa, öze, doğru olana sadâkata davet etmiş oluyor bizi.
Şevk içinde, koşu hâlinde, emânet peşinde
“Ben hayatın cezbe ve şevk üzerine binâ edildiğine kailim. Hani ilk defa Kelime-i Şehâdet getiriyor gibi getirmedikçe, Kelime-i Şehâdet olmaz.” “Günahlarınız bile şevk içinde olsun.” diyor. Belki bugün bizleri günlük hayatın içinde en çok kemiren, en çok kötürüm bırakan, vurdum duymazlığa, umursamazlığa en çok sevk eden duygudan dem vuruyor: şevksizlikten. “Bu ülkeyi, bu toplumu ben mi kurtaracağım; ben mi sorumluluk altına gireceğim…” fikrine karşın bizi aslında bir tür mes’ûliyet ahlâkına davet ediyor. Kimileri Descartes’ın o meşhur “Düşünüyorum, o halde varım.” sözünü “Hissediyorum, o halde varım.” diye değiştirirler. Kimi filozoflar da bunu biraz daha ileri taşımak isterler: “Mes’ulüm, o halde varım.” Rahmetli Fethi Bey, yarım asır öncesinden bizi bir mes’ûliyet ahlâkına, elimizi taşın altına koymaya ve değiştirebileceğimiz, onarabileceğimiz her şeyi onarmaya davet ediyor.
Gayriye karşı rıfk ile, hilm ile, gayriye asıl dost olarak
Fethi Bey, üç tane alnı secdeli genç gördüğü zaman büyük bir sevinç yaşıyor. Çünkü o sadece insanlara ümit, sevgi, ihtimam taşıyan bir saka değil aynı zamanda üç genç hakkında gelecekle ilgili düşler kurabilen, büyük rüyalar gören bir soylu ve büyük ruh.
Rahmetli Fethi Bey’in dost olmakla ilgili bir özelliği de dostluğunun sadece bir mahalleyle mukayyed olmaması. O bu ülke için, bu ülkenin istikbali için kıymet atfettiği her insanı -ister o mahalleden, ister bu mahalleden olsun- gönlüne buyur etmekte, onlara da kendi dilince doğruyu söylemekte, onlardaki istîdadı, kabiliyeti açığa çıkarmakta hiç tereddüt göstermeyen, gönlü çok geniş bir derviş. Herkese ulaşmak, bu memleket için fayda sağlayacağını düşündüğü herkesle konuşmak, herkese bir su taşımak, umut taşımak derdinde. Bu bizim çok alışık olmadığımız bir şey galiba. Yarım asır önce gettolara hapsolmayan, düşünce kamplarının dışına çıkan ve ülke için faydalı olacağını düşündüğü herkesle diyalog kurmaya, konuşmaya gayret eden bir Fethi Bey, bugün bize bu yönüyle de örneklik teşkil etmeli.
İnsanlar çoğu zaman kendilerinden saydıklarını hoş görme, dışardaki gruptan saydıklarını ise hor görme eğilimindedirler. Bu, sosyal psikolojide çok anlatılan bir bahistir. Kendi başarılarımızı büyütmeye, hasım saydığımız grupların başarılarını küçümsemeye meyyaliz. Bu da insan grupları arasında büyük duvarlar örüyor. Halbuki size, bize rahmet olarak indirilen şey bütün insanlığa rahmet olarak gönderildi. Rahmetli Fethi Bey işte bu hususiyeti ile rahmeti yaygınlaştırmak isteyen, ötelerin esintisini meşreb ayırt etmeksizin her ruha taşımak isteyen bir insandı.
Şöyle yazıyor: “Kendimize karşı çok halîm, selîm ve kerîm olmadan, gayrıya karşı çok halîm, selîm ve kerîm olarak, gayriye karşı rıfk ile, hilm ile, gayriye asıl dost olarak ama önce kendimize dost olarak…” Gayrıya dostluğun yolu da aslında kendimize dostluktan geçiyor. Kendimize dostluğun yolu da gayrıya dostluktan geçiyor. Ben bunun, her birimizin politik kamplaşmanın çok yoğunlaştığı zamanlarda aklımızda tutmamız gereken bir reçete olduğunu düşünüyorum.
“Ve, bizim hüznümüz Allah’adır.” diyen, sadece O’nunla olan, “Allah bes, bâkî heves” diyen bir varoluş. Bizi bir rüya görmeye davet etti. Kendimizi gözden geçirmeye, vakte dost olmaya ve Allah’ın ahlâkıyla tahalluk etmeye davet etti. Grup dinamiklerini, biz ve onlar kimliğini âdetâ ters yüz eden muhteşem bir reçete ile karşımıza çıktı. Nâçizâne kanaatime göre merhum Fethi Bey, hepimizi, sadece kendi çağını değil, kendisinden sonraki çağları da, kendinden sonra gelen insanları da yükselmeye, kendi içlerindeki tekâmül imkânlarını keşfetmeye davet eden gayb erenlerinden biriydi. Allah ganî ganî rahmet eylesin.