Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

İlhami Atmaca, “Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali”


(tenkidat.com , 28 Kasım 2020)

“Uluslararası Fostluk Kısa Film Festivali” diye bir festival yok.

“Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali” var ve bu yıl III.sü yapılıyor.

Festivalin aslı ilk önce, Fethi Gemuhluoğlu Uluslararası Dostluk Film Festivali olarak düşünülmüş.
Festival ismindeki “Dostluk” ibâresi, müteveffa Fethi Gemuhluoğlu’nun, Dostluk risâlesi’nden mülhem.

Risâle dediğime bakmayın. Yazılmış ve üzerinde çalışılmış bir metin değil. Rahmetli Gemuhluoğlu’nun 22 Kasım 1975 tarihinde bir toplantıda irticâlen yaptığı konuşma.

Konuşma da ne demek…
Oylumlu, felsefî ve manâ derinliği olan, bir medeniyetin adamının irticâlen verdiği muhteşem bir ders, bir manifesto gibi hitabı.

Manâ mükemmel, misâller mükemmel, belâgat mükemmel.
Eşine az bulunur, okuyanı büyüleyen bir hitabet. O ortamda bulunmuş olsaydık, kimbilir nasıl bir tesir yaratırdı üzerimizde.

Büyülemeye devam ediyor.
Dönüp dönüp okuyoruz.
Her defasında ders veriyor, dersimizi alıyoruz.

Rahmetli Gemuhluoğlu’nun oğulları, babalarının oğulları

Muhafazakâr çevrede, kişiliğiyle, gayretleri ve mücadelesiyle efsaneleşmiş bir isim Fethi Gemuhluoğlu.
Hepimizin üzerinde hakkı var. Dostluk risâlesi ile doğrudan, onun kazandığı ve kazandırdığı, yanımızda yöremizde sıkça rastladığımız, yüreğimize inşirah veren insanlardan da dolaylı.

Rahmetli Gemuhluoğlu’nun oğulları da, babalarının oğulları. Efendilikleriyle, gönül erbabı kişilikleriyle, nezâket, görgü ve görenekleriyle maşallah denilecek kadar güzel kişilikler.

Çağdaşız Ali ve  Selman ile. Ali Gemuhluoğlu’yla şartlar gereği aynı ortamlarda bulunduysak da, tanışlıktan öte geçemedik. Selman sevdiğim ve kıymet verdiğim dostum. Hiç değilse 30 yıllık bir dostluk.

Fethi Gemuhluoğlu her fırsatta aklımıza düşer. Onun kişiliği ve gayretine yakışır anarız. Dualarımızda eksik olmaz.
Sohbetlerimizin bir çoğunda referansımız, zihnî perspektifimizin şakülünü ayarlayan mihverimiz.

Fethi Gemuhluoğlu hatırasına, herhangi bir etkinlik yapılmasa dahi, itibarından hiç bir şey kaybetmeyeceği gibi, unutulması da mümkün olmayacak bir şahsiyet.

Dostluk risâlesi, zamansız mekânsız bir tevhid-i tedrisat makâmı

Bu ülkenin çocuklarına ayrım gözetmeksizin, ailesini ihmâl etmek pahasına ve belki, şahsî imkânlarını bile seferber etmiş bu güzel adama, şükran duymayanımız yok. Bu koca çınarın zihin dünyasından neşet etmiş “Dostluk felsefesi” hepimizin dili, yöntemi ve sığınağı oldu.
Oğulları gibiyiz onun.
Oğulları da biz gibi.

Dostluk risâlesi, zamansız mekânsız bir tevhid-i tedrisat makâmı.

Dostluk risâlesini okuyan ve özümseyenler, aynı rahle-i tedris’ten geçmiş gibidir.
Bu yüzden meşrep olarak benzerler birbirlerine.

Bugüne kadar Fethi Gemuhluoğlu adına, bırakın bir vakıfı, bir derneğin kurulmamış olması düşündürücü.

Kimse dert etmemiş denilemez. Selman Gemuhluoğlu düşünmüş, fikrini paylaşmış yakın dostu Hasanali ile ve birlikte girişmişler işe.

Fethi Gemuhluoğlu’nun şahsiyetine yakışır fikirleri bir bir projeye dönüştürmüşler.
Projeye, yazımın konusuna bahis olan “Dostluk  Kısa Film Festivali” de dahil.
Girişimleri umut vermiş ve eyleme geçmişler.

Bir projenin kotarılması için ekip gerekir. Böyle bir projenin rastgele birileriyle yapılması düşünülemez.
Elbette güvendikleri “dostlar” da katılacak ve onlarla yürütülecek işler.

Medeniyetimizin kıymetlerini zâtında müşahhaslaştırarak abideleşmiş, bu ülkenin has evlâdı Fethi Gemuhluoğlu’nun aziz hatırasına gölge düşürmeyecek incelik ve usûl ile yapılmalı elbette ne yapılacaksa.

Müktesebatı hukuk olsa da, daima sanat-edebiyat dünyasına ilgi duymuştur Lütfi Şen

Bu aşamada, Lütfi Şen, dahil olmuş işe.
Lütfi girişkendir. Bugüne kadar girip çıktığı ortamlarda bir çok iş kotarmıştır. Nazik, hassas, ölçülü bir adamdır.

Girişkenliğinin mükâfatını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür işleri daire Başkanlığı’nda çalışırken almış, meyvalarını da yemiştir.
Müktesebatı hukuk olsa da, daima sanat-edebiyat dünyasına ilgi duymuştur Lütfi. 

Sanatçı değil. Şair değil. Ressam değil ancak, koordinasyon ve organizasyon işleri elinden gelir.
Müktesebatına uygun olmasa da, girişkenliği ve cesaretiyle küratörlüğe bile soyunmuş, bir çok sergi düzenlemiştir. Takdir etmemek mümkün değil.
Bizim cenahta bu işlere el atan, kafa yoran, harekete geçen tek bir Allah kulu olmadı. Derinlikli bulmasam da tecrübe sahibidir Lütfi.

Kültür işleri daire başkanlığı’nda, her çevreden insanla tanışma fırsatı bularak yaptığı çevre de hesaba katılırsa yol arkadaşlığı için iyi bir tercih sayılır.

Lütfi’nin projeye dahil olması ve tercih edilmesini, salt yetenekleri ve projeye katacakları bağlamında düşünmek yanlış olur.
Hasanali önermiş Lütfi’yi. Sonunda Lütfi’nin kendisini ağır bir şekilde inciteceğini, gücendireceğini nasıl hesap etsin, yıllara dayanan bir “dostluk” ve onun verdiği güven var nihayetinde.

Muhafazakâr camianın, pek mahir olmadığı, ihmâl ettiği türden gayretler

Başka isimler de dahil edilmiş projeye.
Selman projenin fikir babası ve hamisi. Proje onun elbette, ancak konumu itibariyle de, her şeyi üstlenecek ve kendisinin yapacak hali yok.
Hasanali, Lütfi ve projeyi üstlencek, realize edecek taşeron bir firma. 
Gereken yapılmış.

Bütün bu gelişmeleri uzaktan izleyip, “Geç bile kalınmıştı Fethi Gemuhluoğlu projesine” diye düşünmüş ve elbette sevinmiştim.

Düşünsenize, herkes tarafından sevilen ve sayılan efsâne bir şahsiyetimizin adı, gelenekselleşecek faaliyetlerle yaşatılacak.

Muhafazakâr camianın, pek mahir olmadığı, ihmâl ettiği türden gayretler bunlar.
Öncesinde yapılan festivallerin bir çoğunun niteliği tartışmaya değmez.
Noksanı çok, tatmin etmeyen, hatır-gönül, rıza ilişkileri sorunlu, vandalca emek saygısızlığı ve daha nice olumsuzlukların yaşandığı vasat organizasyonlar, sıkıcı bienaller.

En sık organize edileni de şiir festivalleri.
Onlarca vasat şairin davet edildiği, müteşairlerin cirit attığı; yüzde doksanı başarısız şiirlerin, amatör ses tertibatlarının mikrofonundan kabaran kötü okumalarla taçlandırıldığı sözüm ona festivaller.

Yüz ağartıcı pek iş yok.  

3000 adet basıp 1000 adet satan dergilerde yazıp, ülke çapında ün sahibi olduğunu zannedenler

Her yarışmada ve organizasyonda, camiada adam kıtlığı varmış gibi aynı isimlerin bıktırıcı yüzleri…

Kendi klanının baş tacı ettiği, kendilerine çete denilmesine bozulup, “Biz çete değil, birbirine tutunan dostlarız.” Diyerek, söylediğimi açıklamalarıyla desteklemiş vasat altılar…

3-5 bin basıp (o da basılırsa), bin adet satan dergilerde isimlerinin yeralmasıyla, ulus çapında tanınmış farzedilen, kendileri hakkında kendilerinin bile emin olmadığını ifşa eden ezik duruşlu şairler, yazarlar v.s.

“Büyüklüğünde” hem fikir olunmuş isimler haricindekilere kelâm etmeyen, edemeyen, kalem oynatamayanlar…

Güvensizliğin, risk alamama ezikliği ve müktesebatsızlığının yüreksizliğini yaşayanlar…

Çokluktan olabilir mi? Diye düşünmeden de edemiyorum.
Nerde çokluk orada b.kluk diye veciz olmayan bir ifade vardır ya.

Çok “galabalığız” hakikaten çünkü.
Öyle galabalığız ki, iktidar bile yâr oluyor kalabalık oluşumuzun gücüyle.
İktidar bize yâr oluyor ve fekat biz muktedir olamıyoruz.

Kaht’ı rical yaşıyoruz adeta

Bizim camiada yer bulup, camianın imkânlarıyla yeşerenlerin yüzde doksanı, tabirimi mazur görün; biti kanlanınca başka bir dünyaya savruluyor.
Adam yerine konuldukları, imkânlarından faydalanıp, kaymağıyla beslendikleri yerde mutlu olamıyorlar bir aşamadan sonra.
Rüşt ispatını karşı mahallenin olurunda, onayında aramaya başlıyorlar. Oralardan dostlar ediniyorlar, onlara özeniyorlar. Şekilleri şemalleri değişiyor. Keşke sadece şekil-şemaleri değişse, ahlâkları da değişiyor.

Nuri Pakdil, Necip Fazıl, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, İsmet Özel’den başka adam yetişmemiş gibi davranıyor herkes.
Kültür-sanat faaliyetlerinde, siyaset arenasında akademisyen enflasyonu yaşıyoruz.
50 yıl öncesinin paradigmalarına sabitlenmiş zihinlerin tahammül ötesi ezberleri ve alışkanlıkları pazarlanıyor hala.

Kaht’ı rical yaşıyoruz adeta.

Meselâ, Sezai Karakoç mübîni bir eleştirmen, Sezai Karakoç’tan sonra şiir yazılmadı hadsizliğinde şakıyabiliyor ve tek edebiyatçı, tek bir şair çıkıp “Nadi ülen!” diyemiyor.

Kendi ezberleriyle şakıyanlar bilmiyorlar ki, muhafazakâr genç nesil arasında, Sezai Karakoç’u tanımayan liseliler, üniversiteliler gani.

Şaban Abak, Necat Çavuş, Cemal Sayan, Cafer Turaç, Sıtkı Caney, İbrahim Kiras ve daha nice şair, yazar ve ediplerimizin isimlerini dahi duymamış gençlerimiz.

Derken, dağ fare doğuruyor

Hâl böyle olunca, şahsiyet abidesi Fethi Gemuhluoğlu adına düzenlenecek festival haberi hasseten mutlu ediyor bizi.

Heyecanlanıyoruz.

Derken, dağ fare doğuruyor.

Festival, benzeri defalarca yapılmış alışıldık bir festival olarak çıkıyor karşımıza.
Bu defa adı “Kardeşlik” yahut “Özgürlük” yahut “Barış” değil “Dostluk” olanı sadece.

Projenin mimarlarından Hasanali Yıldırım çekiliyor önce.
İncitilmiş, gücendirilmiş bir şekilde “Dostluk üzerine” başlıklı, Lütfi Şen’e ithaf edilmiş bir sarsıcı bir yazı yayınlıyor Gerçek Hayat dergisinde.
Sarsılmış bir kültür adamının, sarsan yazısı.

Hafazanallah, böyle bir yazının muhatabı olsam, Muhammed Ali’nin sağlı sollu kroşelerini almış gibi savrulur,  bir daha kendime gelemezdim.

Neler yaşandığının detaylarını İbrahim Ethem Gören’in Hasanali Yıldırım röportajından öğreniyoruz

Bir yıl sonra Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali yöneticilerinin Selman Gemuhluoğlu ile ilgili itham dolu bir açıklaması düşüyor medyaya. Hukukî süreçten filân bahsediyorlar.

Yusuf Kaplan köşesine taşıyor meseleyi.
Ayıplıyor festival yöneticilerini.
Yani Lütfi Şen ve Faysal Soysal’ı.

Faysal Soysal’ı ismen tanıyorum. Şahsen bir tanışıklığımız yok. Hasanali, Selman ve Lütfi ile proje öncesi hukukunu bilmiyorum.

Nasıl bir hadise yaşandığının detaylarını 10.12.2019 tarihli, İttifak gazetesi’nden İbrahim Ethem Gören’in Hasanali Yıldırım röportajından öğreniyoruz.

Hasanali’nin her kelimesine itibar ediyorum.
Nasıl bir gadre uğradığını açık bir şekilde dile getirmiş.

Fethi Gemuhluoğlu adına düzenlenmiş bir festivalde, bu müstesna şahsiyetin şanına yakışmayacak işlerin ve kişilerin yer alması, hatta kabul edilmez bir üslûbun olması Selman Gemuhluoğlu’nu rahatsız etmeyip kimi edecek? Kim itiraz edecek?

Projenin tasarlayıcısı ve hamisi Hasanali’yi, Selman’ı allem kallem edip, projenin dışında bırakanların, dostluklarına güvenilerek, kendilerine emanet edilmiş projenin üzerine çökenlerin, o projeyi neye dönüştürdüğünü izliyoruz.

Meseleye ne Selman Gemuhluoğlu, ne de Hasanali Yıldırım dahil olmamış olsaydı bile, Fethi Gemuhluoğlu gibi bir şahsiyetin adının zikredildiği, referans kabul edildiği bir projede, popçu Tarkan’ın eski sevgilisi olmaktan başka alâmeti farikası olmayan Elif Dağdeviren adının geçmesi bile başlı başına kabul edilemez ya.

DHKP-C’ye yakınlığı bilinen isimleri, ahlâkî sorunsal temalı filmleri, bu milletin kültürüne, geleneğine bigâne olanları bahis konusu yapmıyorum bile.
Özellikle uğraşsan bu bileşimi yakalaman zor.
Takdir mi etsem?

Haydi Hatice’ye değil, neticeye bakalım

Netice de, Selman Gemuhluoğlu, Hasanali Yıldırım gibi nitelikli adamların dışlanması sonrası ortaya çıkarılana bakalım. Âmiyane tabirle, Hatice’ye değil, neticeye bakalım.

Kültür Bakanlığı’ndan koparılmış bir miktar maddî destek, sponsorlardan koparılmış bir miktar para için kotarılmış gibi görünen yurdum festivallerinden bir festival işte.

Benzerleri defalarca gerçekleştirilmiş, herhangi bir “Kısa film” festivalinden farkı olmayan bir festival…

Pardon! Bir fark var…
Tanıtım programlarında kerhen dile getirilen Fethi Gemuhluoğlu adına yapılan bık bık.
Onu da zoraki kullandıkları aşikâr.

O bık bık da, Selman Gemuhluoğlu ve Hasanali Yıldırım’ı doğrulayan bir sağlama.

Çünkü, bu festival için kapılar en başından rahmetli Fethi Gemuhluoğluadına çalınmıştı. Açılan kapılar, sunulan imkânlar onun için sağlanmıştı.

Rahmeti rahman’a kavuşmuş Fethi Gemuhluoğlu’nun adının anılması, “Aynı kavil üzerindeyiz” göndermesinden başka bir şey değil. 
Foya ortaya çıkmasın uyanıklığı.
Yazık.

Söylenecek çok şey var ama…

Şahit olduklarımız, duyduklarımız tatsız bir şaka gibi.
Hele, festivalin II.sinin, kendine dünyada bir dost bulamayıp, “Benim sadık dostum kara topraktır” diye saldığı sitem çığlığı gibi avazı halâ kulaklarımızda yankılanan Aşık Veysel anısına düzenlenmesi de ironik.

IV.sü olurmu bilmem.
Olursa, oportunist ahlâklarıyla, popülizme hizmetkâr kılacakları bir isim mutlaka bulup düzenleyeceklerdir.
Meselâ, Mevlâna Celâlettin Rumîanısına, olmadı Hacı Bektaş Veli, o da olmadı Şeyh Bedrettin anısına…

Kıyıdan kenardan yürüyen popülist bir festivali, Dadaloğlu anısına, Köroğluanısına, Serdengeçti anısına yapacak değiller ya.

O zaman, ben de belki yine bir yazı yazar ve başlığını şöyle atarım.

IV. Uluslararası Fostluk Fostivali.

Yok yok şaka, adını bile anmam.
Neye, kime, niçin yapılmış belli olan, nereye hitap ettikleri aşikâr, onlarca festivali nasıl karşıladıysam, öyle karşılarım rahvan gider.

Neyse…

Dostluğun, bir kez daha işbirliği ve menfaate yenildiği; dostluğu, hatırı, gönülü ve rızayı imza sirküleriyle param parça eden fostluğun alışık olduğumuz yalan dünya hikâyesi.
Her zamanki gibi aslında… 
Yakinen tanıdık.

Ne diyelim…
Bize, FETHİ GEMUHLUOĞLU DOSTLUK VAKFI’nı kurmak, onun muhteşem bir manifesto, bir öğüt, bir hayat rehberi olan “Dostluk” anlayışını özümsemiş insanlarla şanına yakışır faaliyetler ve festivallerle adını yaşatmak düşer.

Dostluğu fost diye söndürüp, sönüp gidenlerle değil, birbirine en zor şartlarda omuz veren ve gönlünün sıcaklığını hissettiren dostlarla elbette.