Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Haluk Dursun, “Siz Hiç Aşık Oldunuz Mu?”

(Zaman, 15 Ekim 1996)

Siz hiç, çok az görüşebilmenize, çok az beraber olabilmenize rağmen bütün hayatınızı değiştiren bir insan tanıdınız mı? Ben, yıllar önce, henüz lise talebesi iken kadim dostum Yavuz Selim Tokmak ve rahmetli ağabeyim Sedat Yenigün’ün delalet ve tavassutlarıyla Beyoğlu’nda böyle bir adam tanıdım: Fethi Gemuhluoğlu.
Kendisini görmeye gittiğimizde, “can kardeşim” Haldun Lengerlioğlu ile bana, daha ilk bakışta sorduğu bir soru var ki; hâlâ o soruya verdiğim menfi cevaptan dolayı haya ederim. “Siz hiç aşık oldunuz mu?”
Evet; bizim gibi davası, Türkiye’yi ve hatta bütün Türk dünyasını kurtarmak, kanının son damlasına kadar mücadele etmek olan serdengeçtilere (!) sorulan. Öylesine basit bir soruya cevaben o, “olmadık” kelimesindeki gururu ve kendini bilmezliği hatırlıyorum. Tabii, onun bize verdiği ve suratımıza şamar gibi çarpan cevabını da “Beş para etmezsiniz!”
Gerçekten beş para etmezmişiz. Çünkü, belki de biz, aşkı en iyi anlayan ve anlatabilecek olan adamlardan birisinin o andan itibaren değil eline, eteğine sarılmak, peşi sıra koşuşturmak yerine davamıza yani kavgamıza devam ettik. Gerçi o, “Sizin vazifeniz ve hizmetiniz sadece küfre mani olmak ve hakkı müdafaa etmekle sınırlıdır, ötesi bambaşka bir iştir” dediyse de; bunu da bir türlü kabullenemedik.
Topu topu bir kahve içimi kadar süren sohbetten sonra ayrıldık. Ayrıldık, ancak bu ayrılış her geçen sene çoğalan bir muhabbet, bir hürmet ve yokluğuna bir hasret; daha doğrusu şairin “yokluğunda buldum seni” ifadesinin bir tezahürü oldu.
Ardından, onun hakkında söylenen her sözü dinlemek ve yazılan her şeyi toplamak…Yaptığımız kısa konuşmadaki nasihat ve talimatlarını aşağı yukarı tüm hayat boyunca tatbik etmek ve onu bulabildiği her ortamda anlatmaya çalışmak…
Hemen hemen söyleyebilirim ki, verdiğim dersin konusu ne olursa olsun, on seneyi aşkın üniversite hocalığım sırasında Fethi Bey’den bahsetmediğim sınıfım yoktur. Yakın çevremde bulunup da onun adına yazılan “Dostluk Üzerine” kitabını okutmadığım, hatta Paris’te oğluna yazdığı mektubu çoğalttırıp, dağıtmadığım talebem olmamıştır. Fethi Bey, kitabını okumayanlara kendisini duymayanlara, kısaca “aşk, devlet ve adam” tabirleriyle anlatılabilecek birisiydi.
O aşk idi.
“Feleğin kahpe başında paralansın parası!
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeğe”
diyecek bir hayat felsefesi olan aşk…
o aşk ki, gerektiğinde mecnunlaşıp halkın gözü önünde bulunan, fakat çoğunlukla melâmet hırkasına sarılmış, derûnuna aşina olup, zâhîren bîgane gözükülen bir aşk…Ve hatta, günahların bile aşksız işlenmemesi gerektiğini savunacak kadar sonsuz ve sınırsız bir aşk…
o olunca cümle eksikliklerin bittiği; o gidince ortada hiçbir şeyin kalmadığı, gökten bela yağmur gibi yağsa da, bâşın ânâ tutulduğu aşk…
Fethi Bey için devlet ise, bir İlahi işaret, bir İlahi destekle hizmet amacıyla kurulmuş bir devlettir. Tarafillah Osmanlı’ya verilen ve hâlâ alınmayan bir emanet. Bir kut’lu devlet…
Devlete bağlı olarak da, tarih ve şuur! Ancak, yalan söyleyen değil, hurda teferruatına kadar tahkik edilen bir tarih..
Ziya Nur Bey’in, rahmetli Dündar Ağa (Taşer) hakkında kullandığı “fenâ fi’d-devlet” tabirindeki ifadesiyle kendi varlığını devletin varlığında eritmiş bir adam…
O adam ki, Şeyh Galip’in
“Hoşca bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
Merdûm-i-dîde-i ekvân olan âdemsin sen” mısralarındaki adam…
Ve kurtuluşun, devletin ıslahının, felâhının adamla adam yetiştirmekte olacağını bilen bir adam…Bulunan yeni bir kişinin, ona verilecek en güzel haber, en büyük müjde olduğu adam…
Öyle bir adam ki, kendi grubuna, kendi partisine, kendi kliğine almak için değil; sadece ve doğrudan hizmet için yetiştiren ve bunu devlete bir kazanç olarak gören adam…
Öyle bir adam ki; “Türkiye bir iç harbin eşiğindedir, bir Doğu-Batı meselesi çıkabilir. Anadolu Beylerbeyliği’ni bile size çok görürler, sonra bu içinizdeki çocuklardan Batı Trakya’yı yahut Kırım’ı kurtarmalarını ve belki orada yaşama imkanı olup olmadığını araştırmak gibi bir gaflete düşeriz.” Uyarısını seneler önce yapmış bir adam…
Ve hatta öyle bir adam ki, “Türkiye’de nifak ve küfür kemalini bulmuş ve zevali olmuştur. Bu, bu beldenin üstünde, bu Belde-i Tayyibe’nin üzerinde küfür ve nifak hükümlerini icra etmişlerdir. Şimdi riya saltanatını sürüyor, onun da ömrü çok kısadır. Gelecek bir mübarek vakte hazır olunuz. Şah-ı Velayet’i kelam-ı mübarekelerini tekrar söylüyorum. ‘Gözü olana sabah ışımıştır’ hal-i yakazadayız…” haykırışında bulunan bir adam.