Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Gülay Ünsal Bulduk, “Bir Samimiyet Sedası: Fethi Gemuhluoğlu”

(Diyanet Aylık Dergi, Kasım 2017)

Eyüp Sultan Camii dış avlusunda bir bankta oturuyorum. Elimde naif, hakikatli bir kitap. Okudukça gönül tellerim titriyor. Okudukça çoğalıyorum. Her satır dimağımda bir iz bırakıyor. Bir ara kitaptan başımı kaldırıp karşıya bakıyorum. Caminin, tam karşımda bulunan ana kapısından selam vermek üzere kalkmış bir el bana doğru geliyor. Şaşırıyorum. Kitaba eğiliyorum yine. Okuduğum bir kaç satır sonrası içimdeki meraka yeniliyor ve yeniden kapıya doğru yöneltiyorum bakışlarımı. Bu kez bir çift göz bakıyor gözlük camlarının ardından ta kalbimin içine. Sımsıkı kapıyor ve bir kaç saniye sonra yeniden açıyorum gözlerimi. Kocaman bir gülümseme çepeçevre sarıyor ve en zarif, en içten bir eda ile selamlıyor beni: Merhaba!

Geçmişi, bugünü ve geleceği kuşatan o içten, samimi sedası ile Fethi Gemuhluoğlu duruyor karşımda ve “Merhaba!” diyor.

Her konuşmasına kalpten kopup gelen uzunca bir selam ile başlar Gemuhluoğlu. Evveli, ahiri, zahiri, batını, sağını, solunu, önünü, ardını selamlar. Allah dostlarını, peygamber yarenlerini selamlar. Önce selam, sonra kelam, der. Çünkü bilir ki dost kalbi bereketli topraklara benzer ve ilk tohum “selam” ile atılır. O selamdan neşvünema bulur muhabbetin en güzeli ve o selam ile açar kapılarını gönüller. Gönüllere girmek mühimdir. Çünkü aşkın yurdudur gönül. Ve aşktır insanı eşref-i mahlukat yapan. Yüce Allah “levlake levlake lema halaktül eflake” derken kastettiği aşktır, der Gemuhluoğlu. Hiç âşık oldunuz mu, diye sorar yeni tanıştığı gençlere. Karşı taraftan aldığı cevap müspetse ve bir karşı cins kastedilmişse, evet ama hiç âşık oldunuz mu, diye tekrarlar sorusunu. Çünkü gerçek aşk ilahî olandır. Ancak Allah aşkına giden yolda da bir seyrisüluk vardır; nebatata aşk, hayvanata aşk, insanata aşk ve Al-lah’a aşk. Ve bize şu cümlesiyle hem umut aşılar, hem kalbimizi aşka hazır hâle getiren formülü verir: “İyi olacak, iyileşin, oradan başlayacak.” Önce kalbimizi iyileştirmek gerektiğini özellikle vurgular bu cümlesinde. Aşk, ancak iyilikle yıkanmış bir kalpte filizlenmeye başlar. Ancak o kalbi de, akıldan üstün tutar Fethi Gemuhluoğlu. Akıl kutsaldır, der. Din-i mübin, akıl sahiplerine teklif edilir. Fakat akıl, akılsızlara gereklidir. Aklı olanlar aşkı seçsin ve aklı terk etsinler. Ve Eşrefoğlu’ndan şu dizeleri aktarır bize: “Gökten belâ yağmur gibi yağsa / Başını ânâ tutmakdır adı aşk.”

Ve aşkın uzağına düşmüş insanlara olan hayretini, kırgınlığını gizlemez: “Ben aşksız insanlar görüyorum: Huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük pazarlıklar peşindeler, hâlâ büyük büyük ihalelere giriyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu felaketi idrak etmiyorlar, huzur içindeler. Onun için onlara küsüm, onun için onlara kırgınım…”

Sonra dost der, dostluk der. Dostluğu, kendi ile dost olmaktan başlatır. “Kendisine dost olmayanlar, gayrıya dost olamazlar. Kendileri ile barışık olmayanlar, gayrı ile barışa varamazlar. Dünya, dostluk üzerine halk edilmiştir” der ve “en büyük dost Peygamber-i Ekber’dir.” diye ekler. Peygambere dost olan Hz. Ebubekir’den bahseder. Hicret etmek üzere çıktıkları yolda sığındıkları Sevr mağarasında, mübarek emanetini çıkacak yılanlardan korumak için delikleri elbisesinden muhtelif parçalar ile tıkayan, kalan son deliğe de ayak tabanını yaslayan Ebubekir-i Sıddık’tan, onun dostluğundan. Ardından genişletir dostluk çemberini; fikre dost, tebliğe dost, tarihe, coğrafyaya, ormana, ağaca dost… Komşuya, toprağa, uzuvlarımıza, kısaca süfli olmayan her şeye dost… Yunus Emre’nin o meşhur dizesiyle taçlandırır sözlerini: “Ben dost yüzün görmez isem / Bu gözlerim nemdir benim.”

Her kesime hitap etmekle birlikte sözlerinin muhatabı daha çok gençlerdir. Kökleri ile bağları koparılmaya çalışılmış bir nesil vardır karşısında. Maneviyatsızlık girdabına düşmüş, dibe doğru çekilen, boğulmak üzere olan bir nesil. Fethi Gemuhluoğlu bu gençleri görmezden gelmemiş, kenarda durmamış, bu gençlere hem manevi hem maddi destek vererek sahip çıkmıştır. Sanat, bilgi, zekâ pırıltısı gördüğü gençlerin elinden tutmuş, onları yüreklendirmiştir. Samimi, sıcak, şırıl şırıl akan bir suya benzeyen dupduru Türkçesiyle ettiği sohbetler onların hem ruhlarına hem dimağlarına ışık tutmuş, sağladığı burslarla da eğitim hayatlarına devam noktasında onlara destek olmuştur. Bilir ki gençliğini kaybeden, istikbalini kaybetmiştir. Bu yüzden gençlerin kalbine girmeli, oraya maneviyat tohumları atmalıdır. Şöyle der Gemuhluoğlu: “Kalbinden başlayarak bir insanı inşa etmek. Bir insandan başlayarak bir cemiyeti inşa etmek. Bir cemiyetten başlayarak bir ülkeyi inşa etmek…”

Sohbet konuları ve yazdığı gazete yazıları memleket sınırları ile kı-sıtlı kalmamış, dünya coğrafyası ile de yakından ilgilenmiştir. Lübnan, Cezayir, Keşmir, Gana ile ilgili birçok meseleyi kaleme almıştır. Bir zamanlar Osmanlı eyaletleri olan ve valiler gönderilen Suriye, Tunus, Libya’ya bugün büyükelçiler gönderilmesini utanç olarak görmüş ve İla-yı kelimetullah davasının nihayete ermediğini, hâlâ devam etmekte olduğunu söylemiştir.

Tüm anlattıklarıyla amacının bizleri uyuduğumuz gaflet uykusundan uyandırmak olduğunu ima ederken, bir taraftan da müjdeyi verir: “En uzun gecenin bittiği muhakkaktır”, der. “Şimdi, riya saltana-tını sürüyor. Onun da ömrü çok kısadır. Gelecek bir mübarek vakte hazır olunuz. Hâl-i yakazadayız. O sabahın alacasındayız. Gözü olana gün ışımıştır! “O, geleceğe dair ümidini bizlere muhabbetiyle böylesine inanç ve şevk ile anlatırken, bizler de onun tuttuğu ışık ile günümüzü aydınlatmaya, insana, dostluğa, aşka dair umutlarımızı diri tutmaya devam ediyor ve derviş meşrep, gönül ve vakıf adamı Fethi Gemuhluoğlu’nun, maziden, muhabbetin kapısını açan selamını alıp kalbimize bastırıyoruz.

Rahmetle.