Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Fatih Erbaş, “Fethi Gemuhluoğlu’na Mektup”

(Yazar Gazetesi, 11 Nisan 2021)

Muhterem efendim, sizi sizin selamınızla selamlıyorum.

“Evveli, âhiri, zâhiri, bâtını selamlarım. El-Evvelü Allah, El-Âhirü Allah, Ez-Zâhirü Allah, El-Bâtınü Allah. Sâhib’i selâmlarım. Sâhib-i Hakîki’yi selâmlarım. Sağımı, solumu, önümü, ardımı selâmlarım. “Levlâke Sırrının Mazharı”nı selâmlarım. Vâlidesini, Hadîce Vâlidemi, Fâtıma Vâlidemi selâmlarım. Cihâr-ı Yâr-ı Güzîn’i selâmlarım. Erkân-ı Erbaa’yı: Selmân’ı, Mikdâd’ı, Ammâr’ı, Ebu-Zerr’i selâmlarım. İmâmeyn’i Muhteremeyn’i selâmlarım. Tâife-i ecinnîyi selâmlarım, mü’minlerini ve müslimlerini. Ve sizi selâmlarım.”

Ne güzel selamdır bu. Fırsatını bulduğum, münasip olduğunu düşündüğüm sohbetimde, yazımda bu selamı kullanmaya çalışıyorum. Umulur ki bu selam sizin sadaka-i cariyeniz olur. Gençleri yakaladıkça bu selamda kullandığınız bazı kavramların, bahsettiğiniz bazı isimlerin anlamını soruyorum. Çoğunlukla bilmiyorlar. Ben de onları sıkmayacak kadar uzunlukta ödevler veriyorum onlara. Mesela, birine “Bana yarın, “Levlâke Sırrının Mazharı” ne demek, öğrenip geleceksin” diyorum. Diğerine, “Cihâr-ı Yâr-ı Güzîn” kimdir diye soruyorum. Allah sizden razı olsun. Bu sayede birkaç gence bir iki kişiyi tanıtabilir ve bir iki konu hakkında düşünmesini temin edebilirsek ne mutlu bize…

Efendim, bizim neslimiz sizin hakkınızda anlatılanlarla büyüdü. Sizin isminizi ilk olarak, küçüklüğümde evimize giren ve ilk gençlik yıllarımda da okuduğum Tercüman gazetesinde gördüm. Sizi hayatta iken rû be rû tanımak, görmek kısmet olmadı. Ben İstanbul’a geldikten birkaç ay sonra vefat ettiniz. Doğrusu vefat etmiş olmasa idiniz de gençliğin ve Yozgat’tan gelmiş bir genç olmanın tesiri ile belki de size arayıp bulmaya ve yanınıza gelmeye utanacaktım.

Varsın olsun, sizi tanıyamadım ama yaptıklarınızı okudum, öğrendim ve kendime şiar edindim. Hem efendim size görememiş olsam dahi muhterem evlatlarınız Ali ve Selman beyleri tanıma şerefine eriştim. Allah rahmet eylesin eşiniz Suzan hanımın da cenaze namazını kılmak nasip oldu.

Muhterem efendim, siz peygamber ahlakı ile yaşamak ne demektir, fedakârlık ne demektir, önce millet ve vatan ne demektir, Allah rızası için yapmak ve yaptığını unutmak ne demektir bize öğreten insanlardansınız. Biliyor musunuz, sizin okumaları için çırpındığınız, burs bulduğunuz, o zamanın genç talebeleri, şükürler olsun ki, bugün memlekete çeşitli kademelerde hizmet ediyorlar ve umulur ki, sizden aldıkları ve gördükleri terbiyenin gereğini yerine getiriyorlardır.

Sizin, eğitim konusundaki bu gayretiniz, gayret kelimesi yetmez, ısrarınız, ısrar da yetmez, muhabbetiniz, adanmışlığınız bizlere örnek oluyor. Belki okuyunca bahtiyar olursunuz, şükürler olsun bugün Anadolu insanı artık okumayı milli bir vazife olarak görüyor ve okuyor. Üniversitelere gidiyor, yüksek lisans yapıyor, doktora yapıyor, memleketin geleceğine yön vermeye çalışıyor. Evet, eğitimin ve insanın seviyesi ve kalitesi hala arzu ettiğimiz seviyede değil ancak başlangıç olarak kabul edersek ve mümin olduğumuzu düşünürsek ümitsizliğe gerek olmadığını düşünüyorum. Haksız mıyım, efendim?

Biliyor musunuz, “Dostluk Üzerine” diye bir risaleniz var, milyonlarca gence ulaşıyor. Keşke kendinize yazı orucu vermeseydiniz de kulaklarımıza küpe, yolumuza ölçü olacak yazılar yazsaydınız. Eğer kızmazsanız, bu konuda size gönül koyduğumu ifade etmeliyim. Haa aman yanlış anlamayın, ben sizden razıyım, Rabbim de razı olsun.

Üzerinde en çok durduğunuz hususların başında gelen “dostluk” bugün çeşitli yerlerinden yara almış durumda. İnsanlarımız dostluktan uzak, kin, nefret, tahammülsüzlük içinde yaşıyorlar ve bu durumu dalga dalga yaymayı maharet sayıyorlar. Türkiye’de bazı şeyler hala değişmedi. Aynı sizin zamanınızdaki gibi; Dayak atanlar, tekme atanlar, huzursuzluk çıkaranlar, edepsizlik yapanlar; kendilerine direnenleri, sırf onlara teslim olmadıkları için huzursuzluk çıkarmakla, nizamı bozmakla suçluyorlar. Anlayacağınız hem tekme atıp hem de “vay ayağım” diye sızlanıyorlar efendim.

Sevineceğiniz bir gelişmeyi de sizinle paylaşmak isterim. Bilirsiniz, bu memleketin tarihinin bir bölümünü yok saymak ve bütün kötülüklerin ve geriliklerin kaynağı olarak tarihimizi ve dinimizi göstermek tabii bir durumdu. Benim çocukluğumda ve gençliğimde dahi tarihimiz hakkında olumlu şeyler söylemek, yasmak hayli sıkıntılı bir durumdu. Şükürler olsun ki, sizlerin ve yetiştirdiğiniz insanların mücadelesi sonucu artık bu millet dininden, tarihinden utanmıyor. Bu habere sevineceğinizi düşünerek sizinle paylaşmak istedim.

Efendim, ifade ettiğiniz gibi, “kendine dost olmayanlar, gayrıya da dost olamazlar” anlayışına uygun olarak yaşamaya çalışıyoruz. Size layık olabilirsek ne mutlu bize… Ellerinizden öperim.

Fatihbb nnjo