Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Fadime Türkölmez, “Hiçbir kitap bu kitap kadar insan değildir”

(dunyabizim.com, 20 Ekim 2013)

Elinden tutup yürümek ister insan; adımlarını saymadan, nereye gideceğini düşünmeden, ne ile karşılaşacağını sorgulamadan… Sadece elinden tutmak ve yürümek…

Yürümek bağlanmaktır. Bir bebeğin gözlerinin annesine bağlandığı anda adımlarını bilmediği gibi. Hatırlar mısınız bilmem ama hangimiz adım bu diyerek yürüdük. Karşıda o bağlı olduğumuz can olmasaydı kaçımız atabilirdik adım denilen şeyi? Sonra yürüdük ve takılmayı, sendelemeyi, düşmeyi öğrendik. Ama korkmadık çünkü düştüğün yer kalktığın yerdi. İşte hayat tecrübesi de buydu; unutulan ve unutturulan…
Artmak ve çoğalmak
Şimdi elimde bir kitap, yıllar önce fotokopisini bulmak için çaba sarfettiğim ve en kötü hissettiğim anlardan birinde canlı kanlı karşımda bulduğum: Bağlanma… ‘Hiçbir kitap bu kadar insan değildir’ diyorum. Bir dost, bir yoldaş, bir yürüme alıştırması böyle anlatılmaz gibi. Bilemem; abartıyorumdur belki de… Ama taşları sözcükler olan bir adam anlatılıyor bu kitapta, insana tutunmak isteyen başka bir adam tarafından.
Nuri Pakdil, 1959 senesinde hakkında duyduklarıyla bağlandığı, yeni yetme bir heyecanla camlardan görmekle yetindiği ve sonunda kendini bırakacağı bir evrene giriyor.  Aynı zamanda da bir evrenden çıkarıyor sizi çünkü Fethi Gemuhluoğlu’nun baş döndüren rüzgârıyla saçılan tohumlara takılıyor gözleriniz. Hayat, daha bir yaşanmaya değer; yaşantınız daha bir boş ve birbirinizi sevmedikçe diye başlayan kelimeler daha bir dudak ısırtıyor. Nerede kalmıştık diyor, kaç kişiyiz ki derken Pakdil’in bir insanın bir ordu halini alan dostunu görüyorsunuz. Yani “arttığınızı çoğaldığınızı” hissediyorsunuz görmeden, okurken.
İnsan soyu bitiyor!
Kitapta, çağdaş insanın yalnızlığı vurgulanıyor ve Gemuhluoğlu’nun kanayan yerleri bilmesi üzerinde duruluyor. Bir savaşçıdan bahsediliyor “gecesi savaş arkadaşı” olan. Ama bu savaşçı kalpleri durduran oklar atmıyor, yürekleri cadıların esaretinden kurtarıyor. Tekrar anlamı olduğunu hayatın, insanın değerinin yüklendiği sorumluluktan geldiğinin bilincine götürüp “insan nereye kaçıyorsun?” diyerek eşyalaştırılan yanından sıyırmaya çalışıyor. Çünkü bir savaşçının aslî vazifesi savunmaktır. O da savunmasız bırakılan insanlığı savunuyor. Kısaca bol aksiyon var diyebiliriz, hem de sonunu getiremeyecek kadar keskin bir film karesi gibi. Bakın kitap; insan soyu bitecek mi, tam sonda mıyız, sona mı yaklaşıyoruz? gibi ardı ardına sıralayıp soruları şok cevabı veriyor: “İnsan, iyice nesneleşen yanlarını çok keskin bıçaklarla yontmazsa, kendi kendini kanatmazsa, bitebilir insan soyu.”
İnsandan Peygambere
Ama umut her zaman var. Yazan bir güzel adam, yaşayan ve yaşatan ayrı bir güzel… Sanatçı tabiatı ne de olsa, ruhun bakımını biliyorlar. Nuri Pakdil, Gemuhluoğlu’nun sanatçı yanını “öfkeyle akan bir ırmağa” benzetiyor. Acıya bulanmış coğrafyamız ve elimizde kalan topraklarımız, gizli bir haritadan aradığımız kardeşlerimiz… Kitap boyunca insanlığa girme çabası ve tek yolun insanların bağlanması olduğu her bir kelimeyle perçinleniyor böylelikle. Bir kuşatma başlatılıyor insanlığı kurtarmaya dönüşen, umudu ise peygamberden gelen. “Hangi insanı görsem beni Peygamber’e götürüyor.” diyor Fethi Gemuhluoğlu ve anlıyoruz onun umudunu peygamberden alışını zira o, insanın da yaratılan her şeyin de anlamını peygamberden aldığını, O yaratıldığı için var olduğunu haykırıyor tüm koşusu boyunca.
En başta dediğim gibi yürümekle başlıyor koşu, soluk soluğa, kare kare perdeye yansıyor. Bir insandan tüm insanlığa bağlanma gerçekleşiyor; kitap kapanıyor, vicdan hatırlanıyor.