Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Nazif Gürdoğan, “Tek başına akademi: Fethi Gemuhluoğlu”

(haberkultur.com, 23 Aralık 2009)

Bütün dünyanın, bilgi toplumundan değer toplumuna geçtiği bir yüzyılda, belirleyici olan, ekonomiden önce kültürdür. Yirmibirinci yüzyılda insanların gönülleri ekonomik silahlarla değil, kültürel değerlerle kazanılabilir. Dünyanın yaşanılır kılınmasında, kan kardeşliğinden önce değer kardeşliği önemlidir. Değer  kardeşliğinde, dünya bir savaş alanı olmaktan daha çok bir sevgi alanıdır. Sevgiyle silahlanmasını bilenler, kendileriyle birlikte çevrelerini de değiştirirler. İslam Peygamber’inin Mekke’yi kan dökmeden, kısa zamanda, bir iklimden, başka bir iklime taşıması, bütün insanlık için, eşsiz ve erişilmez bir fetih örneğidir. Peygamberlerin yolu, sevgiyle silahlanmasını bilenlerin yoludur. Onların değer dünyasında, silahlarla yürüyenler, silahlarla durdururlar.Kan dökenlerin, kanları dökülür.

Yeni yüzyıl barış yüzyılı olmalı

Yitirilen Cennet’in kapılarının anahtarları, peygamberlerin sevgisinde yok olanlardadır. Onların geçmişten geleceğe uzanan yollarında “insan insanın düşmanı” değil, “ insan insanın dostu” olarak görülür. Omuzlarında silah yerine, kitap taşıyanların yolunda, bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürür. Yeni yüzyılın, bir barış yüzyılı olabilmesi için, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatın odak noktasına Allah sevgisinin yerleştirilmesi gerekir. Herkesin gücü, sevdiklerinden kaynaklanır. Allah’ın gücünün üzerinde güç yoktur. Allahı sevenler, Peygamberlerini de severler ve  onlara dost olurlar. Allah  sevdiklerini sevenlerin dostu olur. İnsanlar dostlarıyla güç kazanırlar. Sevenler sevilirler. Bu yüzden, Yunus’un  “Sevelim sevilelim” çağrısı bütün insanlaradır. 

Osmanlı sancağını  taşıyan çağdaş Horasan ereni

Sevmek ve sevilmek, dost ve dostluk deyince, akla hemen dost zengini, bir Anadolu bilgesi,  Fethi Gemuhluoğlu gelir. O Mevlana’nın hikmet denizinden, Yunus’un gönül zenginliğinden beslenen, büyük bir bilgi ve bilgelik birikimine sahipti. Çağdaş bir Horasan ereni olan Gemuhluoğlu, Anadolu insanına verilmiş, ancak ondan geri alınmamış Osmanlı sancağını tek başına taşırdı. Onun yöneticisi olduğu Türk Petrol Vakfı, Cumhuriyet döneminin Enderun’u fonksiyonunu yüklenmiş ve binlerce bilinçli aydın yetiştirmiştir. 

Mülk zengini değil dost zenginiydi

Gönül mimarı  Gemuhluoğlu, Türkiye’ye büyük ve güçlü bir  entelektüel sermaye kazandırdı. Rasim Özdenören’in deyişiyle, Türkiye’nin bütün aydınlarını yakından tanırdı. Büyük bir adres ve telefon defterine sahipti. Sabahattin Zaim Hoca gibi, o da “mülk zengini değil, dost zengini”ydi. Onlar yakınlarına sürekli “paradan önce dost biriktirin” derlerdi. Onların hiç değişmeyen misyonları dost kazanmak ve dost kazandırmak olmuştur. Onlar, kusursuz dost arayanın dostsuz kalacağını bildikleri için, olumlu düşünmenin, güzel görmenin ve güzel yaşamanın, en güzel örneklerini vermişlerdir. 

Dost dosta tutulan aynadır

Prof. Dr. Necati Öner, Karl Jaspers’den esinlenerek,  Felsefe’yi “yolda olmak”  olarak tanımlar. Dostlar birbirlerini yolda tanırlar. Aşılmaz dağları  aşan yollar, dostlarla bulunur. Dostlar dostlara tutulmuş aynadır. Güzel dostlar, birbirlerine aynadırlar. “Dostluk Üzerine” Gemuhluoğlu’nun, yazı orucu tutmadığı günlerde yayınlanan yazılarının, mektuplarının ve ardından yazılanların toplandığı kitaba, adını veren konuşmasının başlığıdır. O bir dost sevdalısıdır. Onun için, dost, sevdiklerinin yolunda, en değerli varlığını vermeye hazır olandır. Sevdiği için, canını vermeye hazır olmayanlar, gerçek dost olamazlar. Çünkü dostların pazarında, sevgi alınır, sevgi satılır, saygı alınır, saygı satılır, bilgelik alınır, bilgelik satılır.

Ebu Bekir r.a gibi dost arardı

Dost sevdalısı  Gemuhluoğlu, için erişilmez dost ve dostluk örneği  Hz. Peygamber’in Hz. Ebubekir ile Hicret yolunda, Mekke’de Sevr mağarasında sergiledikleri dostluktur. Hz. Ebubekir’in mağaranın duvarlarındaki yılan yuvalarını ayaklarının “tabanıyla, taban gibi görünen gönlüyle” kapatmıştır. Onlar, gerçek dostların yardımcısı Allah’ın kendileriyle birlikte olduğunu,  Sevr mağarasında şahit olmuşlardır. Allah sevdiklerini, güvercin yuvaları ve örümcek ağlarıyla korumuştur. Allah’ın koruduğuna hiçbir güç zarar veremez. Allah’ın sevgisini kazananlar, hiçbir şeyden yoksun olmazlar, kazanamayanlar ise, hiçbir şeye sahip olamazlar. Gerçek dostluk, Allah’ın dostluğunu kazananların dostluğudur.

İnançta kardeş olan ümitsizliğe düşmez

Dostların gücü, sevdiklerinin gücünün büyüklüğünden gelmektedir. Eşsiz başka bir dostluk örneği de Hz. Peygamber ile Hz. Ali’nin dostluğudur. Dostların dostu  Gemuhluoğlu bu dostluğu  “Dost o kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan bir gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar” diyerek, ölümsüzleştirir. Görünen, hem de görünmeyen dünyaların sultanı Hz. Ali’nin gösterdiği bu dostluk, bütün Müslümanlar için, sınırsız bir güç ve ümit kaynağı olmuştur.  Son Peygamber ve dostlarını sevenler, iki dünyada da onları sevenlerle birlikte olurlar. Onların dostluklarının eşsizliği, sevdiklerinin eşsizliklerinden kaynaklanmaktadır.

Dostluk ustası  Gemuhluoğlu’nun, sohbetlerinde hep vurguladığı gibi, İslam’ın ilk yıllarında verilen bu eşsiz dostluk örneklerini özümseyerek, bugüne taşımadan, değer toplumlarının temellerini atmak mümkün değildir. Dünyada savaş yüzyıllarını, barış yüzyıllarına çevirecekler, kıyamet günlerinde yaşasalar da, ellerinden kitaplarını, defterlerini ve kalemlerini düşürmeyenler olacaktır. Onların dünyalarında ümitsizliğe yer yoktur. Onlar herkesin ya inançta ya da yaratılışta, kardeş oldukları Ademoğullarıdır, yetmiş iki dil yetmiş iki millet onlardadır. 

Oku emri var, yaz emri yok

Sohbet ustası  olduğu kadar okuma ustası da olan  Gemuhluoğlu, yazı orucu tuttuğu günlerde kendisinden yazı bekleyenlere, “oku emri var, yaz emri yok” derdi. Çünkü o yazmaktan önce  okumaya  önem verirdi. O okunmadan yazılmayacağının bilincindeydi. Bir sayfa yazabilmek için kırk sayfa okumak gerektiğini bilirdi Onun için, yazmak, okumasını bilmektir, okumasını  bilmeyenler, “gebe bırakan söz” ün ustası olmazlar. Önce okuma vardır. Yazma okumayı izler.   

Meydan yeri onu tanımazdı

İnsanı, hayatı ve tarihi okumasını öğrenmek, yazmaktan çok daha önemlidir. Okumasını bilmeyenlerin, yazdıkları kalıcı olmaz. Düşünce ve sanat dünyasında, yazılanları Gemluoğlu kadar yakından izleyen başka kimse yoktur. Kim nerede, ne yazmışsa, mutlaka okur, özendirici değerlendirmeler yapardı. Necip Fazıl’ın  vurguladığı gibi: “ Meydan yeri onu tanımazdı”. Ancak meydanların tanıdıkları onu çok iyi tanırlardı.

Hâl sârîdir

Anadolu insanının bin yıllık tarihinde,  sevgiyle yoğrulan kültürde, bilgelik gönülden gönüle aktarılır. Meyvanın meyvaya bakarak olgunlaştığı gibi, dostlar da birbirlerini dinleye dinleye olgunlaşırlar. İnsanların olumlu tutum ve davranışları gibi, olumsuz tutum ve davranışları da, farkında olunmadan birbirlerine yansır. Bunun için  sohbet ustası Gemuhluoğlu, her fırsatta, “hâl sârîdir”, “dostluklar da düşmanlıklar da,  Allah için olmalıdır”, derdi. Ulaşılmaz, dostlukların temelleri, İnsanların birbirlerine güler yüz gösterecekleri ve tatlı dille karşıladıkları susulur gibi konuşulan, konuşulur gibi susulan, sohbet ortamlarında atılır. 

Yirmi dört saatte, yirmi beş saat çalışmayı tavsiye eden adam

Bütün dünyaya  bir bulaşıcı hastalık gibi yayılan, gösteriş yarışının  önüne, yalın yaşamasını bilenler geçebilir. Yalınlık güzelliğin olduğu kadar üretgenliğin de zirvesidir. Onlar üretirken “bin lokma bin hırka”, tüketirken “bir lokma bir hırka” tüketerek, toplumlarını hem zenginleştirirler, hem de dönüştürürler. Onlar toplumların en varlıklıları gibi değil, en yoksulları gibi yaşarlar. Çünkü Anadolu insanının kültüründe yoksulluk bir erdem değildir, ancak yoksullar gibi yaşamak bir erdemdir. Bunun için, onlar hiç ölmeyecekmiş gibi üretirken, hemen ölecekmiş gibi tüketirler. Bu yüzden, varlığa sevinmeyen, yoksullağa yerinmeyen Gemuhluoğlu, çevresindekilere, günün yirmi dört saatinde, yirmi beş saat çalışmayı tavsiye ederdi. 

Dünya kendisinden vazgeçmesini bilenin peşinden koşar

İnsanın dış dünyasından çok iç dünyasının zenginleştirilmesine önem veren, gönül zenginleri, insanların iç dünyalarını  Cennet’e dönüştürmeden, dış dünyalarını Cennet’e dönüştüremeyeceklerini bilirler. Yıllar önce İngiltere’de bulunduğumuz yıllarda, Yunus gönüllü Gemuhluoğlu,  Tevfik Rüştü Topuzoğlu, Mirzahan Hızal, Ali Çoban ve İhsan Sezal ile birlikte bize yazdığı bir mektupta, Hz. Ali’nin “dünya beni haramdan men etti. Ben onun helalinden de geçtim” sözünü hatırlatarak, “ sizlere de başkalarına helal olan her şey haramdır” diyerek, dünyadaki bütün savaşları durduracak, bu ilkeyi, bize bir vasiyet olarak bırakmıştı.  Dünya kendisinden vazgeçmesini bilenlerin peşinden koşar. Ekonomik krizler, zorunlu ihtiyaçlarından daha fazlasını tüketenlerden kaynaklanır. 

Tek başına bir akademi

İnsana dost olanlar, bütün boyutlarıyla hayata dost olurlar. Hayat dostlarla yaşanır kılınır.  Yeni yüzyılda ülkelerin gücü, toprak ya da sermaye büyüklüğünden değil, birbirine dost, birbiriyle, yardımlaşmasını bilen, vizyon sahibi, eğitimli insanlardan gelecektir. Onlar üretim gücünü büyütmede, toplumların en etkili kaynaklarını oluştururlar. Yetişmiş, eğitimli insangücünü, en büyük servet olarak gören, eğitimi geleceğe yatırım olarak düşünen Gemuhluoğlu, tek başına, bir akademi görevi yüklenmiştir. O bütün ömrünü Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasını zenginleştirmeye adamıştır. 

İnsan değişirse dünya değişir

Dost olmanın, dost insanlara benzemenin en güzel yolu, dost sevgisinde yok olanların akademisine katılmaktır. Onların akademisine katılanlar, dünyaya akıllarıyla değil, gönülleriyle bakarlar. Onlar insana dost olanın, düşünceye, tarihe, hayata, ormana, ağaca ve kitaba dost olacağını bilirler. Çünkü insanı dönüştüren, dünyayı dönüştürür. İnsan değişirse, dünya değişir. Bir insan bin insandır. İnsan hayatın özü ve özetidir. Bir insanı koruyan, bütün insanlığı korur. İnsanın değerini, Sezai Karakoç’un bir dizesiyle söylenirse “Allah yolunda her varı, yok gören”ler bilirler. Onlar herkesin gördüğünü görürler, kimsenin düşünmediğini düşünürler.