Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Ergun Göze, “Pazar Sohbeti”

(Tercüman, 25 Eylül 2004)

Beyazıt’da o zamanlar (1952) üç büyük kahve vardı. İlk devam ettiğim Şehir Kıraathanesi, temiz bir öğrenci kıraathanesi idi, orada ders bile çalışırdım… İsmini şimdi hatırlamadığım bir de müdavimi vardı. Bakırköy’den çıkmış, fakat zararsızlardan biri, oturur kağıtlara “kullarıma rızıkları verildi” gibi şeyler yazardı. Arkadaşlarla buluşma yerimiz orasıydı. İkincisi, meşhur Marmara Kıraathanesi. Oraya devam edenlere fazla lafazanlık işareti olarak Marmaratör denirdi… Oraya pek uğramazdım.

Üçüncüsü, Karadeniz Kıraathanesi. Üniversiteye 1950 yılında girdim, 1952ye kadar Şehir Kıraathanesine devam ettim. 1952`den sonra Karadeniz Kıraathanesi ile tanıştım. Beni oraya Gökhan Evliyaoğlu götürdü. Orada bulduklarım ve şimdi hemen hepsi toprak olmuşları hatırladıkça burnumun direği sızlar. Kimler vardı kimler…

Karşılıklı tavla oynamaya meraklı Prof. Muharrem Ergin ve çok genç kaybettiğimiz Profesör Faruk Kadri Timurtaş… İkisi de o zamanlar asistan. Yine çok genç kaybettiğimiz, o İskeçe tütünü bıyıklı, çelebi , beyefendi Ali Hatipoğlu. Fakültesini bitirmiş, Halk Bankası’nda çalışan o heyecanlı Ahmet Çavdaroğlu. Galiba avukatlık stajını yapmakta olan Şinasi Özatalay, sağdır inşallah. Ara sıra da İsmail Dayı … Milletvekili olduktan sonra ortalardan çekildi. Hatırıma gelmeyenler olabilir. Murat Kubatoğlu gelir miydi bilmiyorum. Rıfat Tandoğan ile bir defa buluşmuştuk. Fakat kadronun asları Fethi Gemuhluoğlu ve onun çok sevdiği, ne kadar talihsiz diye üzüldüğü Profesör Recep Doksat. Fethi Ağabey o zaman bir azınlık okulunda öğretmen olarak ekmek parasını çıkarır ve hemen kitaba dergiye yatırır, kolu çantası kitaplarla dolu gezerdi. Recep Doksat o zaman tıp talebesi. İkisi de Göztepe’de komşular. Türkiye’nin bütün davaları saatlerce orada münakaşa edilir. Hepsinin ortak yanı milliyetçi ve şiddetli CHP aleyhtarı olmaları idi. Bir istisnası, “Bir Yağmur Sonrası”nın şairi Nurettin Özdemir. O da hukukta ama bizden önce… Babasını Demokrat Partililer vurdurmuş, o sebeple o da Gümüşhane’de CHP’li olmuş, Meclis’e girmişti, yoksa ideolojide müşterektik. Şiirler, şairler, romanlar, romancılar, partiler, politikacılar, fikirler Karadeniz Kıraathanesi’nde gelip giden çay bardakları arasında geçit yaparlardı. Gurularımıza gelince O zamanlar gurularımız, Doç. Nurettin Topçu, Prof. Mehmet Kaplan, Prof. Ali Fuat Başgil, Prof. Mümtaz Turhan’dı. Samiha Ayverdi grubunu, 1953 senesinde Fethin 500. yıldönümü münasebetiyle gösterdikleri samimi ve seviyeli çabalardan dolayı sempatiyle takip ediyorduk.

(…)