Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

D. Mehmet Doğan, “Seven Adamın Hüznü“

(Yeni Düşünce, 12 Ekim 1990)

Fethi Gemuhluoğlu pek çok kitabı olan bir yazar değildi. Şöhreti de yoktu dostlarının bildiğinden gayrı. Ön saflara geçmekten edep ederdi, kendi melûl ve mahzunluğu içinde saklanırdı bir yerlere. Korktuğundan değil, kahraman gibi görünmek ve hatırlanmak istememesindendi bu. Kahramanlık, misafirhâne olan dünyaya ait bir terimdi. Müslüman, dünyayı üzülecek ya da sevinecek kadar büyütemezdi. Onun gönlü kırıktı. Allah, “Ben gönlü kırık olanlarla beraberim” diyor. Aşksız insanlara, huzur içinde uyuyanlara, gülenlere, vitrinlere bakanlara, halâ büyük pazarlıklar peşindekilere, hâlâ büyük ihalelere girenlere küskündü. İnsana, tarihe, vatana dostu, “hiçbir şeye düşman olunmaz” derdi. Küfrün ve onun icracılarının da görevlerini yaptıklarına inanırdı. Uykuya dost değildi yalnız. Gözü ışımışlara sabahın yakın olduğunu müjdelerdi. Politikaya dost değildi, hırs-ı mâl ve hırs-ı câha dost değildi, pyaraya dost değildi. “Kara ekmeğin akça mayası/ Susayınca çağıldak sular sesi!” ne benzeyen dostluklar ve sevgiler ve aşklar, dost, sevgiliye söylenmeliydi. Yunus aşığı bir Yunus’tu “seven adam” “sevdiğimi söylemezsem sevmek derdi beni boğar” düsturuyla şayda bir âşık, “aşk gelince cümle eksikler biter” sözleriyle aşka iman etmiş bir insandı. “Akıl, akılsızlara gerektir. Aklı olanlar aşkı seçsinler ve aklı terk etsinler. Akla mâlik oldukları halde asıl saltanat, asıl saltanat-ı ilâhiye mâlik olduğu şeyi terk etmektir” derdi. Mazlumların ve ezilenlerin yanındaydı. Sömürge ve emperyalizme düşmandı. Cezayir, Mısır. Tunus, Gana gibi sömürülen mazlum ülkelerin dert ortağıydı. “Cezayir meselesi Fransa için ebediyen utanç mevzuu olacaktır.” Diyerek emperyalizmi kınardı. “Yıkılması gereken bir imparatorluk: Büyük Britanya” sözleri ile zulmün bâki olmadığını haykırırdı. Zulüm gören Müslüman ve Türk”ün yaynındaydı, onlarla hemdertti, onların kimsesizliğini içinde duyar, çaresiz kalır ama ümidini yitirmezdi. Almadan vermesini bilirdi, erdemdi, “veren elin alan elden üstün”olduğuna inanırdı, fedakârdı, bir dost bir post yeterdi. Haksızlığa direnir, susmazdı, sahipsizlerin sahipliğine adaydı, şahsını silebilirdi sahipsizlerin derdine ve “Şimal dağların kâfir sarmış şimallim, Sakladığımız soyumuzu buldular, Vurdular, onun arta kalanını vurdular, Kör ve kızıl kurşunlar,”derdi. Savaşı sevmezdi, kan dökülmesini istemezdi. Maktûldü kâtil değildi, mazlûmdu zâlim değildi. Kassâb olmayı sayyâd olmayı, dellâk ve dellal olmayı insana yakıştıramazdı. Gönül eriydi, insanların hâl-i cimadan doğmadığını, onları gönülün döllediğini söylerdi. Onun için, bir saldırganlık taşıyan “tenkit” yanlıştı, aslolan”tebliğ” idi. Hayatın cezbe ve şevk üzerine bina edilmesini isterdi, günahların bile şevk içre, aşk içre olmasını salık verirdi. Doğu ile Batı’nın farklı zihniyetlere sahip olduğunu belirtirdi, mü’mindi. “Bunalım, batılı, batı insanınındır. Batı insanı zan ile mel’uftur. Batı insanı hayalperesttir. Batı insanı tecessüs ile malûldür. Ve batı insanı vehimlidir. Doğu insanı yerinmez ve sevinmez.” diyerek zihniyet farkını işaret etmişti. Doğu ve batıyı öğrenmenin okumakla mümkün olduğunu bilirdi. “Senin tek eksiğin günde, yirmidört saatlik günde otuz saat okumandır,” derdi. İkra emrinin umûmiliğine işaret eder, yazmanın nefs’den kaynaklandığını söyleyerek uzak dururdu. Onun için kırk sene söz orucu, yirmi beş sene yazı orucu tutmuştu. Samimiyetsizliğin, dostsuzluğun, aşksızlığın dostu değildi. Düşmanıydı demiyorum hiçbir şeye düşman değildi. O, güzel insandı, iyi insandı. İyi bir ata binip 5 Ekim 1977 tarihinde ebedî mekana hicret etti. Bir türlü tanımlanamayan “erdem”in kendisiydi. On üç yıl önce “bir erdem’imizi kaybettik, haberli miyiz?