Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Ali Çavuşoğlu, “Ağabeyim, Arkadaşım, Dostum Mehmed Çavuşoğlu”

(Gazi Türkiyat, Bahar 2011)

(…)

İstanbul’a gelişimden birkaç hafta sonra “Seni Fethi Ağabey’le tanıştıracağım. Yarın akşam bizi bekliyorlar.” demişti Ağabeyim. Gittik.. Suzan Abla’yla birlikte karşıladı Fethi Ağabey bizi. (Dr. Suzan Gemuhluoğlu o zamanlar Cerrahpaşa’da Prof. Dr. Necmeddin Polvan’ın kliniğinde çalışıyor [ve beyin cerrahı Prof. Dr. Feyyaz Berkay’ın asistanıydı].)

Adını çok önceden duymuştum ağabeyimden. Onu gıyaben tanıyordum. Şimdi karşımda Fethi Ağabey… Heyecanlanmadım desem inandırıcı olmaz…

Oturduk karşılıklı. Suzan Abla birşeyler hazırlamak için mutfağa yöneldi. Ağabeyim “Ben de “Yardım edeyim Abla.” deyip peşinden gidince başbaşa kaldık Fethi Ağabeyle.

Çakıllı, kayalıklı arazilerde yeraltından çıkan su birikintilerinin dibi, derin de olsa, berraktır; bakmaya doyulmaz… Fethi Ağabey’in sesi de tiz, berrak ve heyecanlı bir sesti; dinlemeye doyulmaz… Koyu renkli, kalın çerçeveli gözlüğün arkasında, her an yeni bir şeyler keşfeder gibi derinden parlayan gözleri âdeta beyninin en ücra köşelerindeki zekâ pırıltılarını aksettiriyordu etrafına..

“Ali!, diye başladı söze Fethi Ağabey, sen bir Anadolu çocuğusun. Bu İstanbul’a dikkat et; dikkatli ol. İstanbul bir kedi gibidir; yavrusunu yiyen bir kedi gibidir. Eline, diline, beline sahib ol! ‘Ali’ ismi çok mübarek bir isimdir. Ona lâyık olmaya bak. Eğer lâyık olamayacaksan; senin bir başka adın daha varmış, ağabeyin söyledi, ‘Gündüz’ işte onu kullan…” Evet, ağabeyim’in Fethi Ağabey’i… (Suzan Abla yemekten sonra şöyle bir ayırım yaptı: “Fethi! Mehmed senin kardeşin, Ali de benim kardeşim.” dedi. Hep öyle oldu.. Suzan Abla’nın erkek kardeşi yokmuş.)

Rahmetli Fethi Ağabey’in vurguladığı üç kelimeden ikisinin özünü yerine getirdiğime kaniyim…

(…)

Fethi Ağabey derya gibi bir insandı. Bilgisiyle, görgüsüyle, engin kültürüyle, yardım severliğiyle, insanlığıyle müstesna yaradılışa sahipti. Bir gün İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi önünde karşılaştık. “Nereye gidiyorsun Ali?” dedi ve koluma girerek “Gel seninle inelim şöyle aşağıya doğru.” Aksaray istikametine doğru gidiyorduk. Cağaloğlu’ndan geliyormuş; bir gazeteye uğramış. Çok heyecanlıydı; titrek bir sesle: “Bir yere gelmelerine, oralara gelip oturmalarına yardımcı olduğun, elinle bıraktığın arkadaşını ziyarete gidiyorsun seni odasına almıyor; kapıda bekletiyor! Düşünebiliyor musun Ali? Bu çok acıdır, üzüntü vericidir.” Özeti bu. İsim vermedi ama ben anladım kim olduğunu. Hukuk Fakültesi’nden de arkadaşıydı. Bunu ağabeyime naklettim ve onun da dost bildiği, yardım elini uzattığı bazı kişilerin kadirbilmezliğinden bahsettik.

(…)