Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Ahmet Edip Başaran, “Gerçek Olan Aşktır”

(Dunyabizim.com, 2 Aralık 2008)

Soğuk bir şubat günüydü hiç unutmuyorum. Takvimler 1998 tarihini gösteriyordu ve dünya her zamanki olağan dönüşünü tamamlama derdindeydi. O gün, babamdan yadigâr elimdeki kitabı bitirdiğimde hayata dair umudumun çok ama çok derinlerde bir yerde kök saldığını hissettim. İnsanın teklifsizce kalbine buyur edebileceği insanları tanıması ne bitimsiz bir huzur kaynağıydı öyle.

İnsanın aşkı, dostluğu ve imanı bütün sırlarıyla birlikte öğrenme isteği ne büyük bir arayıştı. Sözü geçen kitap Nuri Pakdil’in Bağlanma’sıydı ve Bağlanma’nın son sayfasına erdiğimde, o arayışın tam ortasında buldum kendimi. El alabileceği bir şeyh bulduğunda bir müridin tattığı şey neyse, işte oydu beni sarıp sarmalayan duygu. Şubatın o soğuk 18. gününde Fethi Gemuhluoğlu’nu tanımam böyle oldu.

Evet, “İnsanları gönül döllüyor” diyen bir adamdan, bir gönül ustasından, bir âşık-ı sâdıktan bahsi açıyoruz: Fethi Gemuhluoğlu’ndan… Gönül öyle bir kelimedir ki, alçak gibi bir kelimeye geldiğinde onu bile uçurur, diyen Fethi Bey’den. Arif Ay diliyle söylersek, “İnsan ruhunun onarım ustası”ndan.

1922 yılında İstanbul Göztepe’de açılan ömür kitabının ilk sayfası, 5 Ekim 1977 senesinde nihayet bulur. Kabri, Göztepe’deki Sahra-yı Cedit Mezarlığı’ndadır. Fethi Bey’in 55 yıllık hayatı, bitmez tükenmez bir yaşama ustalığının seçkin örnekleriyle doludur. Köklere, bu toprakları bize vatan kılan değerlere olan bağlılığını sürekli vurgulayan münevver kimliğiyle Fethi Bey, son yüzyılın en önemli simalarından birisidir.

Yaşadığı dönemde toplumun her kesiminden insanlarla kurduğu sahici ve çıkarsız dostluklar, modern çağda kurumaya yüz tutan insanî ilişkilere verilmiş en esaslı cevaplardır kanımca. Şimdilerde “Modernizmin, batılılaşmanın (bâtıllaşmanın) insan vicdanında açtığı yaralara karşı ne yapabilirim?” sorusunu soran gençlerin, Fethi Bey’den alacağı çok dersler olduğunu düşünüyorum.

Evet, hem millet olarak müşterek bir ruhî olgunluk gösterebilmemizde, hem birey olarak Müslüman bir kimlik inşâ edebilmemizde öncülere olan ihtiyacımız inkâr edilemez bir gerçek. Sadece dostluk kavramından yola çıkarak bile, yaşantımızı baştan ayağa zenginleştirebiliriz. Dost, göze sezdirmeden göz yaşı silendir, diyen Fethi Bey’i anlamak, insanı anlamak ve insanı sevmekle eşdeğer.

Konusu hep insandır Fethi Bey’in. Öyle bir hâl diline ulaşır ki, insanı düşünürken coşmadan edemiyorum, diyecek kadar kendisini insanlara adamış bir gönül eridir o. Çıkarcılığın, ön yargıların, insanları durmadan etiketleyen kaypak siyaset ideologlarının cirit attığı günümüz dünyasında kalbimiz, mütemadiyen korumamız, savunmamız gereken yegâne kalemizdir. Fethi Bey, âhir ömründe o kaleyi savunmanın çok önemli ipuçlarını verdi bize.

Dostluğun haritasını çizerken, kalemini öyle geniş tuttu ki, her şeyi kapsadı o dostluk haritası. Tarihe dost olmaktan, coğrafyaya dost olmaktan, uzuvlarımıza dost olmaya kadar çok geniş bir atlastı önümüze serdiği. Yeryüzüne bakarken öncelikle sınırları kaldırmak gerektiğini öğretti bize. Kırım’dan, Kerkük’e, Cezayir’den Mısır’a, komünistler tarafından alçakça öldürülen Macar istiklal ve hürriyet hareketinin öncüleri İmre Nagy ve Maleter’e kadar hayli geniş bir insanlık coğrafyasının dramına, savaşımına bizleri de ortak etti.

Fethi Bey için sanat, edebiyat çalışmaları bahsi geçen insan savunmasında olmazsa olmazlardandı. “Kişi düştüğü yerden kalkar ayağa” diyordu; “sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma yine sanatla atılacak yut dışına.” Sanatın evrensel gücüne, insanî sıcaklığına olan güvencini her fırsatta dile getirmekten usanmazdı.

Sanata o kadar bağlı bir insan olmasına rağmen çok yazmamıştı Fethi Bey. Neden az yazdığını soranlara “oku emri var, ama yaz emri yok” diye karşılık verirdi. (Bu anekdotu Rasim Özdenören, Fethi Bey için yapılan bir programda anlatmıştı.) Fethi Bey, “Sanatla kalkacağız ayağa” diyerek, bir anlamda içine düştüğümüz batılılaşma ve ruh çürümesinden nasıl kurtulabileceğimizi de dosta düşmana göstermiş oldu.
Fethi Bey, aşka ve aşkın insandaki tezahürlerine sonuna kadar sadık kalmak gerektiğini söylüyordu.

Aşksız insanlar gördüğünde içini bir kırgınlığın kapladığını söylemekten de geri durmazdı hiçbir zaman. “Günahlarınız bile şevk içinde olsun, eğer günah işleyecekseniz” diyordu. Aşkı seçmemizi, şevki seçmemizi öğütlüyordu sürekli. Aklı olanlar diyordu aşkı seçsinler ve aklı terk etsinler. Genel sekreterliğini yürüttüğü Türk Petrol Vakfı’na burs başvurusu için gelen gençlere sorduğu ilk soru “Sen hiç âşık oldun mu?” sorusuydu. Şimdiki zamanlarda burs veren kuruluşların sorduğu “Hangi partidensin, hangi cemaattensin, niçin o gazete ve dergileri okuyorsun?” tarzı şahsiyet zedeleyici sorular göz önünde bulundurulduğunda, Fethi Bey’in seslendiği insanlık makamının derecesini idrak etmek pek zor olmayacaktır kanısındayım.

Çağımızda eksikliğini hissettiğimiz birçok unsur var. Ne var ki en çok yüreklendirilmeye muhtacız. Karalarımızı, günahlarımızı, zaaflarımızı yüzümüze tokat gibi vurmadan ince bir işçilikle bizi ruh onarımından nefis terbiyesinden geçirecek insanlara muhtacız. Fethi Bey’in insana yönelttiği o yalın ve hikmetli bakışı en çok bizim sahiplenmemiz gerek bugünlerde. Sizi bilmem ama ben her geçen gün daha fazla özlüyorum Fethi Bey’i. Doğduğunda ben yoktum, vefatında da ben yoktum.

Benim olmadığım bir dünyada yaşayıp, dünyamı böylesine etkileyebilmiş bir insanın elini öpmek isterdim. Onu, her geçen gün daha fazla özlüyorum. Asr-ı saadeti özler gibi özlüyorum. Çağ soğuk. Necatigil, çok çiğ çağ, diyordu. Hakikaten çiğ ve aynı zamanda kurak bir çağ bu. Bu kuraklığın ortasında insanın kendisini unuturcasına çevresine su dağıtması ne asil ne şık bir tavır.

Gerçek olan aşktır, diyordu Fethi Bey. Aşka vardığımızda, içimizde tamamlanmayı bekleyen cümle de tamama erecek ve biz Fethi Bey’in ağzından şu muştuyu sürekli dinler vaziyette bulacağımız kendimizi: “Hiçbir tünel ebedî değildir.”