Fethi Gemuhluoğlu
sozleri1
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri2
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri3
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri4
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri5
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri6
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri7
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri8
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri9
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri10
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri11
Fethi Gemuhluoğlu
sozleri12
previous arrow
next arrow

Abdülkadir Visâli, “İrfan Fethi Gemuhluoğlu”

(Gülzâr-ı Hâcegân, Ekim 2008)

Hilmi Yavuz’un “sözle sema yapan adam” diye tarif ettiği Fethi Gemuhluoğlu’nu anlamak ve anlatabilmek gayet güç. Dostları, onu hep “aşk adamı” olarak anlatır.

Yıllar önce duyduğum bir konuşmada hatip, sevginin tarifini şöyle yapıyordu; “Sevgi, gönülde bulunan ve sevgilinin istediklerinin dışında oradaki her şeyi yakan bir ateştir.” Evet. Böyle olsa gerek her halde. Çünkü ancak böyle bir sevgi insanı hafifletir, onu zarifliğe, rikkate ve Kur’an’nın ifadesiyle “kavl-i leyyîn”e götürür.

İşte bu ve bunun gibi, ancak insanda bulunan ve kişinin kendisini bilmesiyle ortaya çıkarabileceği özellikleri ile tanıdığı herkesin ve her kesimin gönlünde taht kurabilmiştir Fethi Gemuhluoğlu.

Fethi Bey 1923 yılında Malatya’nın Arapkir kazasından İstanbul’a muhacir bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da gözlerini dünyaya açtı. Babası Mustafa Neşet efendi, annesi Fatma Saniye hanımdır. Ailesi İstanbul’da yaşamasına rağmen yöresine has şivesini, saflığını, kısacası Anadolulu kimliğini kaybetmemiş, örf ve adetlerinden, inançlarından tavizkar olmamıştır. Böyle bir aile onun fikri cephesinin oluşumunda büyük bir etki sahibidir.

Dostlarından Muharrem Ergin, onu anlatırken derki; “Fethi’nin yetişmesinde ailesinin ve yaşadığı çevrenin çok büyük bir etkisi vardır. Göztepe’de bulunan evleri tam yolun kenarındadır. Arada yüksek bir duvar… Duvarın bir kenarında müthiş bir gürültü diğer tarafında ise tam bir sükûn hâkimdir. İşte bu tablo Fethi’nin ruhunu yansıtan mükemmel bir ayna gibidir.”

İlköğrenimini yetiştiği çevrede gören Gemuhluoğlu, orta öğrenimini de Haydar Paşa Lisesi’nde tamamlar. Oradan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girer. Öğrenciliği sırasında askere gider. Döndükten sonrada iki-üç dersi kaldığı halde fakülteyi bitiremez. Zaten ömrünü hizmete, gençlere adamış; iman, aşk, vatan, hürriyet ve dava bilinci gibi kavramların anlaşılabilmesi için çaba sarf etmiştir. Bu yüzden kendi hayatına çok fazla vakit ayıramamıştır.
Tek parti döneminde gençlerin halk evleri gibi belli kurumlara yönlendirildiği zamanlarda bile mücadeleci kimliği ile ön plana çıkmıştır. Kendisiyle aynı düşünceleri paylaşan arkadaşlarıyla birlikte çeşitli çalışmalar yapmışlar; resmi faaliyetler, dernek çalışmaları yapamasalar bile çeşitli toplantılar, anma günleri düzenlemişlerdir. Bir araya geldikleri kahvehaneleri, yatakhaneleri hatta sokakları kendilerine dershane edinmiş; edebiyattan, hürriyetten, siyasete kadara birçok konu üzerine fikir alış verişi yapmışlardır. O, ülke menfaati için şahsi hesapların bir kenara bırakılması gerektiğini vurgulamış ve herkes için ortak bir zemin olan aşk ve hizmet ekseninde buluşulması gerektiğini söylemiştir.

Aşk… Onu tanıyan herkesin, onun ağzından sık sık duyduğu bir kelimedir bu. Yaşının ilerleyen dönemlerinde, Anadolu’dan onu ziyaret için gelen gençlere özellikle sorduğu ve buradan yola çıkarak öğretisine başladığı soruların başında gelir. Aşkın insanın bütün katılıklarını eritip, onu yumuşattığını ve bu duyguyla da karşılaşılan güçlüklerin kolaylıkla aşılabileceğini savunmuştur.

Onun gönlüne bu ateşi düşüren ise gencecik yaşında, ömrünün baharında, 1940’lı yılların başında tanıdığı, Halvetî silsilesine mensup bir zat olan Ahmed Tahir Memiş Efendi’dir. Gemuhluoğlu’nun tasavvufi yönünü bilen ve sayıları pek fazla olmayan dostları, onun Ahmed Efendi’nin yanındaki halini şöyle tarif ederler:
“Dışarıda ateşli konuşmalar yapan, etrafındakileri birkaç cümleyle etkisi altına alabilen Fethi Gemuhluoğlu, şeyhinin huzurunda öyle bir ruh haline bürünürdü ki varlığı ile yokluğu belli olmaz, dışarıda bülbül gibi konuşan dili, içeride lal olur, kelimeler heyecandan boğazına düğümlenirdi.”

Fethi Bey, bugün anladığımız manada siyasetle uğraşmamış ancak onun rahle-i tedrisinde yetişen gençler, bürokraside yüksek mevkilere gelmiş ve çeşitli önemli görevlerde bulunmuşlardır. Günümüzde politikacı olmasalar bile yazılarıyla, konuşmalarıyla siyasi etkiler oluşturabilen kimi mühim isimler, zamanında onunla tanışmış ve onun fikirlerinden etkilenmiş kimselerdir. “Bizim yapacağımız kadroyu oluşturmak” diyor ve kimde bir kıvılcım görse onun elinden tutmaya çalışıyordu. Onun bu halini üstad Necip Fazıl bir kitabında şöyle dile getirir: (bugünkü ifadeyle) “O, kendisini hiçbir zaman öne çıkarmak istemeyen, olacak hadiseleri Cenab-ı Hakk’ın takdirine teslim etmiş, sessiz, ortada görünenleri fikirleriyle adeta sulayan bir fikir sakasıdır.” Onun mesleği, sevenleri tarafından “İnsan yetiştirmek” olarak tanımlanır. Dünyaya “Ekmek bıçaklarının, hürriyet yolunda bilenirse ne menem kestiğini” göstermek için gelen Gemuhluoğlu, hayatının her döneminde tanıştıklarının hayatından bir daha kolay kolay çıkmamış onları düşünceleriyle, hizmetiyle kendisine bağlamıştır. Türkiye’nin her kesiminden insanla ilgilendiği ve onların dertlene eğilip, çözüm arayışında olduğu için “Türkiye’nin Muhtarı” olarak da adlandırılmıştır.

1946 yılında kurulan Türk Kültür Ocağı’nın kuruluşuna Gemuhluoğlu katılamamıştır. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi o tarihlerde askere gitmiştir. Ancak askerlik sonrası ocak faaliyetlerinde aktif görevler alır. Daha sonra Türk Kültür Ocağı ile birlikte üç derneğin birleşmesiyle Türk Milliyetçiler Derneği kurulur. Bu tarihlerden sonra İstanbul’un çeşitli semtlerinde yaptığı edebiyat öğretmenliğinden, Spor ve Sergi Sarayı Müdürlüğüne; Milli Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü’nden, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Basın Müşavirliği’ne kadar birçok resmi görevde bulunmuştur. Ayrıca Aydınlar Ocağı ile Türk Edebiyat Cemiyeti’nin İstişare Kurulu’nda ve Anadolu Bankası’nın yönetim kurulunda da görev almıştır. 1969 yılından itibaren de kurucuları arasında da bulunduğu Türk Petrol Vakfı’nın sekiz yıl süreyle genel sekreterliğini yapmıştır.

22 Kasım 1975’te dostluk üzerine yaptığı konuşması vefatından sonra yapılan çeşitli eklemelerle, “DOSTLUK ÜZERİNE” adı altında kitaplaştırılmıştır. Konuşmasında milliyetçilik, ümmetçilik, alevi-sünni meselesi, dünya üzerindeki Müslümanların ahvali, Avrupalı devletler hakkındaki öngörüler, tasavvuf, halk edebiyatı gibi çok çeşitli alanlardan bahsetmiş ve bu konular hakkında görüşlerini bildirmiştir. Kitaba yapılan ekler arasında Arapgir Postası başta olmak üzere diğer yayınlarda yer alan yazıları, şiirleri, mektupları ve Gemuhluoğlu ile yapılan röportajlar yer almaktadır. Özellikle dostlarına yazdığı mektuplar ve kendisi ile yapılan röportajlar, onu tanıma ve gelecek nesillere anlatma adına önemli kaynaklar sayılabilir.

Konuşmasının bir yerinde “ Bu sözleri size sanki bir veda gibi, sanki son sözlerim gibi… ‘ Hal sâridir’ buyrulmuştur. Maraz da sâridir. Dilerim ve umarım ki benim marazım sâri olmasın ve burada şevk sâri olsun, cezbe sâri olsun ve aşk sâri olsun.” diyen Fethi Bey, ölümünden kısa süre önce dostlarıyla ve aile efradıyla çeşitli vesilelerle vedalaşan İrfan Fethi Gemuhluoğlu 5 Ekim 1977 yılında, elli beş yaşında Çarşamba günü vefat etmiştir. Ertesi gün Fatih Camii’ndeki cenaze törenine her kesimden ve her meslekten kalabalık bir topluluk katılmıştır. Kabri Sahra-i Cedit mezarlığındadır.

Vefatının ardından kendilerine adeta mürşitlik yaptığı dostlarından olan Akif İnan; “Vakt erişip, davet gelince, varıp huzura erdi. İşbu misafirhanede bir er kişi olarak dolanırdı.” ifadesiyle, Cahit Zarifoğlu da; “Onun gidişi bir medeniyetin gidişiydi; Fethi Ağabey’le birlikte, zamanımızda ve yaşadığımız düzen içerisinde, zaten havuzuna giremediğimiz dervişliğin, sohbete, birilerinin önünde diz çökmeye bağlı büyük medeniyetin fırsatlarından biri daha gitti.” cümlesiyle üzüntülerini dile getirmişlerdir.

Fikri, zikri Allah olan Gemuhluoğlu; “Lailahe illallah Muhammedün Resulullah diyenlerle beraberim. Başka bir şeyle ilgilenmedim” demiş ve hayatı boyunca bu düsturu unutmamaya ve buna hizmet etmeye gayret etmiştir.

Cenab-ı Hak bizlere de bu kelimeyi yaşatabilmeyi ve bu kelime uğruna yaşayabilmeyi nasib eylesin.